AŞK MI?…

  Issız kentin, yalnız sokakları, rüzgârın ıslık sesine hapsolmuş;  kara bulutlar, gecenin kasvetini gömmüştü gökyüzüne. İşte tam o sırada çakan şimşeğin yalancı aydınlığında ikiye ayrıldı sema. Tıpkı, iki eli, iki cebinde karanlığın izdüşümüne teslim olan genç adamın yüreği gibi… Ayağının altındaki cam kırıklarının hükmü yoktu, Devamı…

YOKLUĞUNDA…

Gecenin fenerini yakan şafak, alevlendirdiği güneşin denize bıraktığı yakamozlarla şımarık bir çocuk gibi oynaşıyordu, bu sabah. Engin maviliğin arsız dalgaları, köpük köpük kıyıya vuruyordu vurmasına ama bîçare ruhumda yanan ateşi bir türlü söndüremiyordu… Dipsiz derinliklere gebe kıyılara, duygularımı kurban ettiğim, esmer düşüncelerin zafer çığlıkları çınlıyordu, Devamı…

Bir Garip Büyü

Uğuldayan rüzgârın arkasında, ağaçların yapraklarının çıkardığı hışırtı, gecenin karanlığında yolunu kaybetmiş, inleyen bir yavru kedinin sesini andırıyordu. Sonbaharın, sararıp kızaran yapraklarını yerden süpürürcesine sürükleyen lodos, ardından getireceği, gökyüzünün gözyaşlarına da davetiye çıkartıyordu. Üşütmüyordu ama ürpertiyordu nedense rüzgâr, karanlığın savrulan saçlarını. Gecenin sabaha kavuştuğu, aydınlıkla karanlığın Devamı…