ÇANAKKALE

Savaşçı bir milletiz biz… Şanlı Türk tarihi böyle yazar bizi… Atalardan dedelere, Orta Asya’dan Anadolu’ya dörtnala geçmiş, Viyana kapılarına dayanmış; kılıç sesleri ile “Allah, Allah…” seslerini göğsünde sindirmiş bir milletiz…

Vatan topraklarını, şehit kanlarıyla beslemiş, üzerinde barışı, kardeşliği; dosta düşmana ikram etmiş bir milletiz…

Din, dil, ırk, mezhep, cinsiyet ayırt etmeksizin düşmanı bile dost edinmiş bir milletiz… Vatanı, bayrağı, Kur’an’ı en kutsal sayıp, onlara hürmette hiçbir zaman kusur etmemiş bir milletiz…

Peygamberimiz Hz. Muhammed’in bile “Türkler size dokunmadıkça, onlarla sulh içinde geçinin.” dediği bir milletiz… Biz, muhtaç olduğu kudreti damarlarında dolaşan kandan alan Türk milletiyiz…

Bundan tam 103 yıl önce, iman ve azimle, Cemal Kutay’ın tabiriyle “ Maddenin ve tekniğin, ruh ve kahramanlık önünde hakikaten dize geldiği yer” de Şanlı Türk tarihine altın harflerle bir destan yazmış milletiz…

Şüphesiz tarihi olayların bir görünen bir de görünmeyen yüzü vardır. Çanakkale Savaşlarına etki eden en büyük şey, Türk’ün çelikleşmiş imanı ve sınır tanımayan azmidir.

Koca Seyit’in o inanılmaz hikâyesini hepimiz biliriz. İtilaf Devletlerinin bütün ihtiyat kuvvetleri ile denizden saldırıya geçtiği sırada Rumeli Mecidiye’ sinin cephaneliği de havaya uçmuş orada bulunan bütün askerler Hakk’ın rahmetine kavuşmuş, şehadet şerbetini içmişlerdi. Seyit Onbaşı ve Ali gözlerini açtıklarında etraflarında yaşayan kimsenin kalmadığını görmüşlerdi. Üstelik bataryanın bir topu hariç hepsi zarar görmüştü.

Koca Seyit kalkıp denize baktı. Düşman gemileri karaya iyice sokulmuş taretlerinden duman ve ateş püskürtüyorlardı. Tabyanın içinde ise üçüncü topun dışında hepsi toprağa gömülmüştü. Seyit Onbaşı elini semaya kaldırarak annesinden öğrendiği şu duayı etti : “Lahavle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim.” (Güç ve kuvvet, sadece Yüce ve Büyük olan Allah’ın yardımıyla elde edilir.) defalarca okudu ve “Ey eksiği ve fazlası olmayan! Ey Âlemlerin Rabbi! Benim vücuduma öyle bir kuvvet ver ki benden başka hiçbir kulun ama hiçbir kulun benden kuvvetli olmasın!” Koca Seyit’in gözlerinden yaş akarken, dudakları aşk ve iştiyaktan şerha şerha yarılmıştı. “Allah’ım, Allah’ım benden kuvvetini esirgeme!” dedikten sonra Seyit önce topa, sonra gemilere sonrada yerde yatan 215 okkalık mermiye baktı… “Mermi beni topa sür!” diyordu. Arkadaşına :

“Gel Ali, bir yardım et de şu mermiyi topa süreyim.”
“Kaldıramazsın Seyit!”
“Bir deneyelim hele…”

Gres yağına bulanmış mermi önce ellerinden kaydı. Sonra ellerini toprağa sürüp tekrar denedi ve mermiyi sırtına aldı. Güçlükle mermiyi namluya sürüp kamasını kapadı. Her ikisi de numara eri oldukları için nişangâh ve yön tayinlerinde pek usta değillerdi. Namluyu gemiye çevirip mesafeyi tahminen ayarlayan Seyit, bir de besmele çekti… Topu ateşledi… Düşmanın Ocean zırhlısı isabet almıştı. Kısa bir sürede batan zırhlıyı gören diğer gemiler panikleyerek kaçtılar…

O sırada sığınaktan çıkan Hilmi Bey ve Alman subaylar gördüklerine şaşırdılar. Daha sonra Komutan Cevat Paşa mermiyi bir de huzurunda kaldırmasını istedi Seyit’ten ama Seyit ne yaptıysa olmadı. Sonra dönüp “ Ben bu mermiyi kaldırırken gönlüm Allah’ın feyziyle doldu. Bu kuvvetin sırrı o anda Allah’ın bana ihsan ettiği bir vergi idi. Bu ağırlığı kaldıracak kadar bir makama varmışsam bu, dua ve rıza ile olmuştur. Paşam, karşımda düşman olsun yine kaldırırım ama şimdi kaldırmam mümkün değildir …”
***
Sıcak bir yaz günü olduğundan gökyüzü tamamen bulutsuz ve hava güneşliydi. Tepeye doğru yürüyen Norfolk Alayı sabaha kaşı 04.00’te başlayan yürüyüşü ancak sabah 09.00’da tamamlayabilmişti. Tepeye vardıklarında onların üzerine doğru çok parlak¸ ışığı yansıtan dev bir sis bulutu geldi. Geride duran Yeni Zelandalı askerler ve tepenin karşı yönünde kalan Türk mevzileri bu olayı şaşkınlıkla izliyorlardı. Onlar bu bulutu bir yağmur ya da hortum bulutu sanıyorlardı. Ancak güneşli ve açık bir havada alçaktan uçan bu parlak bulutu epey garipsemişlerdi.

Birkaç dakika sonra bu dev bulut¸ Norfolk Kraliyet Alayı’nı¸ içinde bulunan 2760 İngiliz askeri¸ tanklar ve ağır silahlarla beraber bir hortum gibi yukarı çekti. Türk askerleri ve Yeni Zelandalılar¸ birbirine ateş etmeyi bırakmış şaşkınlıkla bu tuhaf olayı izliyorlardı. Türk askerlerinin bir kısmı namaz kılıyor bir kısmı ise bildiği duaları okuyarak bu dev buluttan korunmaya çalışıyorlardı. İngiliz askerleri çığlık çığlığa bağırıyorlar¸ ancak kimsenin elinden herhangi bir yardım gelmiyordu.
Savaş sonunda bu askerler kayıp ya da yok edilmiş sayıldı. 1918 yılında Anadolu işgal edildiğinde¸ İngiltere’nin Türkiye’den ilk isteği de¸ askerlerinin geri verilmesi oldu. Türkiye’de¸ bu askerlerin ne tutsak alındığını¸ ne de bunlarla karşılaşılmış olunduğunu söyledi. Varlığını bile bilmiyorlardı…
***
19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, 628 kişilik 57. Alay ile düşmanı Kanlısırt’ta karşıladı. (…) Mustafa Kemal, Alay Komutanı Hüseyin Avni Bey alayın önünde siperlerde çarpışıyordu. Bir siper alınıyor, diğer sipere geçiliyor, tarihin en muhteşem kahramanlık destanı burada yazılıyordu.

Kurban Bayramı’nın ilk günü:
Türk siperlerinde alay imamı Hasan Fehmi Efendi’nin muhteşem sesiyle okunan Kur’an-ı Kerim ve yapılan dua çok uzaklara yayılıyordu. Bütün subaylar ve erler siperlerde kucaklaşarak bayramlaştı ve helalleştiler ve şafakla birlikte korkunç savaş başladı. 25 Nisan günü Mustafa Kemal 57. Alay’a ünlü mesajını verdi:
“Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimizi başka birlik ve komutanlar alacak” diyordu. 57. Alay, 10’ar kişilik gruplar halinde düş­man siperlerine saldırıyordu. Ve düşman Conkbayırı yamaçlarından hızla Arıburnu’na kaçıyordu. Aynı gün düşman binlerce ölü bırakarak çıkarma yerine kadar geri çekildi.

628 kişilik alayın tümü şehit olmuştu… Ancak, 19. Tümen savaş alanına yetişmiş, 25 bin kişilik düşman kuvveti yok edilmişti. Tamamı şehit olan 57. Alay’ın nişanları alayın sancağına takıldı.

İşte Çanakkale bunun gibi daha nice mucizevi menkıbeleriyle; inanç, azim, iman gücünün vatan ve millet sevgisiyle yoğrulup şahlanmasıyla kazanılan muhteşem bir zaferdir…

Çanakkale Mustafa Kemal Atatürk’ün üstün askeri dehasıyla bütünleşen koca bir milletin, inanç ve iman gücünün zaferidir.

Ruhlarınız şad, mekanlarınız cennet olsun…

Facebooktan yorum yazın
Sosyal medyada paylaşın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir