İADE-İ İTİBAR

 

Hiç unutmuyorum, liseden mezun olduğum yıldı. O zamanki adıyla ÖYS sonuçlarının henüz açıklandığı günlerden birinde, yolda edebiyat öğretmenime rastlamıştım. Bilirdim, beni çok severdi. Selamlaştık, e tabii hemen bana hangi üniversiteyi, hangi bölümü kazandığımı sordu. Büyük bir gururla “Edebiyat Öğretmenliği” dedim. Ne de olsa meslektaş hatta hatta branştaş olacaktık. Şöyle bir durdu, yüzüme baktı. “Başka bir şey bulamadın mı kazanacak?!…” dedi. O bakışı ve o sözleri yıllarca unutamadım. Yaşadığım hayal kırıklığını varın artık siz tahmin edin…

Şimdi durup şöyle bir maziye bakınca belki de o günlerde kan kaybetmeye başlayan bu ulvî mesleğin bir mensubu olan öğretmenimin, derin hissiyatını daha iyi anlıyorum sanırım.

İlk emri “Oku!” olan kutsal bir kitabın ve onu bize ulaştıran Peygamberimiz Hz. Muhammed’in ve yine o emirleri yerine getirmekle, yaymakla mükellef resullerden biri olan Hz Ali’nin “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” diyen sözünün ardından çıkmıştık oysa bu kutsal yolculuğa. Akşemseddin gibi hocalar, medreselerde nice öğrenciyi yetiştirip nice şehzadeleri payitahta hazırlamış, tedrisatından geçirmiş ve hep en yüksek mevkilerde saygı görmüşlerdi tarihimiz boyunca.

Ve cumhuriyetle taçlandırdığı bir ülkeye, bir millete “Eserinin üzerinde, imzası olmayan yegâne sanatkâr öğretmendir.” diyerek; yeni nesilleri, ülkeyi yüceltecek bir mesleğin mensubu olan öğretmenlere emanet eden Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün düsturuyla ne mukaddes bir meslektir öğretmenlik.

Peki, ne oldu da bu kadar itibarı sarsıldı öğretmenin? O günlerden bu günlere nasıl geldik?…

Öğretmenler; gözbebeğimiz, evlatlarımızı teslim ettiğiniz ikinci anne babalar değil midir? O halde onların, fikren zikren rahat olması çocuklarınızın da başarı ve mutluluğunu perçinleyecek en önemli unsurdur.

Bu sebeple öncelikle öğretmenlerin özlük hakları ile ilgili sorunların giderilmesi gerekir. Türkiye’deki öğretmen maaşları pek çok Avrupa ülkesinin gerisinde. Hatta ele geçen maaş, fakirlik sınırının altında.

OECD ülkelerinde öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ile ülkemizde öğretmen başına düşen öğrenci sayısı arasında neredeyse iki misli fark var.

Öğretmenlerin birçoğu bankalara borçlu, birçoğu elektrik, su faturalarını, yakıt giderlerini azaltmak için tasarruf yapıyor, birçoğu ek işte çalışmak zorunda kalıyor. Birçok öğretmen, bırakın her ay yeni kitap alıp ufkunu genişletmeyi ya da tiyatroya, sinemaya gidebilmeyi karın tokluğuna ailesini geçindirebilmeyi hesaplıyor her ay. Belki de bu kadar ekonomik sıkıntı, birçok öğretmende tükenmişlik sendromuna yol açıyor. Bu sendromun, ‘çalışanlarda yorgunluk, hayal kırıklığı, motivasyon ve enerji kaybı, isteksizlik, işinden soğuma ya da işi bırakma’ şeklinde kendini gösteren bir sendrom olduğu düşünülürse “Emanet ettiğimiz çocuklarımızla ilgili ciddi kaygılar duymalı mıyız?” sorusu geliyor hemen akla.

Çok şükür ki sevgi dolu, özverili öğretmenlerimiz var. Yaşadıkları tüm sıkıntılara rağmen öğrencilerine hâlâ sevgisini sunabilen, ardını düşünmeksizin çalışan öğretmenler. Bu mesleği bu kadar yücelten de onlar zaten.

Zira artık öğretmenlerin prestijli bir mesleğe sahip olduğunu da söyleyemeyiz.

Birçok öğretmen, öğrenci ve veli şiddetine maruz kalmış durumda.

Tabii hatırı sayılır derecede ‘atanamayan öğretmenler’ sorunu var.

Bir süre önce yapılan bir anketin sonuçlarına göre (hatırladığım kadarıyla) devlet okullarının itibar kaybettiği görüşünde olanların oranı yüzde 90’lardaydı.

Ve ankete katılanlardan yüzde 96,5’i de öğretmenlerin toplumsal itibar kaybettiğini düşünüyordu.

Aile bütünlüğünü sağlayamayıp birbirinden kilometrelerce uzakta görev yapmak zorunda kalan öğretmen hikâyeleri de cabası.

Aklıma gelen ve gelmeyen tüm sorunlara rağmen öncelikli dileğim; mesleğimize iade-i itibar edilmesidir. Tabii tüm bu sorunların çözümü belki de buna imkân tanıyacaktır.

İşte böyle…

Bu 24 Kasım’da, şöyle süslü cümlelerle güzel bir yazı yazabilmeyi çok isterdim. Ama bu sefer de olmadı. Dilerim bir dahaki yıllarda olur…

Satırlarımı tamamlarken; öncelikle Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, ebediyete intikal eden tüm öğretmenlerimizi rahmetle hayatta olan tüm öğretmenlerimizi minnetle yâd ediyor saygıyla önlerinde eğilip hürmetlerimi sunuyorum.

Böyle yüce bir mesleğin mensubu olmaktan gurur duyuyorum.

Eli öpülesi tüm öğretmenlerim; ellerinizden öpüyorum. Bu mesleği birlikte icra ettiğim öğretmen arkadaşlarım, yöneticilerim; bizim ardımızdan gelen ve bu kutsal mesleği seçen tüm öğrencilerim; yolunuz aydın, açık ve başarı öyküleriyle dolu olsun…

 

 

 

Facebooktan yorum yazın
Sosyal medyada paylaşın

One Reply to “İADE-İ İTİBAR”

  1. Teşekkürler Degerli Meslektaşım…
    Yüreğine, kalemine sağlık…
    Bu ülkenin ve insanların sizlere çok ihtiyaçları var. İyiki varsınız…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir