KÖTÜLER DÜNYASI

“Çağdaş dünya, ümitsizce dışarı çıkmaya yol arayan yüzer gezer korku ve hayal kırıklıklarıyla ağzına kadar dolu bir kaptır.”

                                                                                                                                                                      Siyaset Arayışı – Zygmunt Bauman

Uzun zamandır düşünüyorum hayatımızın tam ortasına gelip çöreklenen bu siyasetten ne zaman kurtulup da başka şeylere vakit ayırabileceğiz diye. Çünkü varoluş sebebimiz bu değil aslında. Hepimizin, farklı farklı görevleri var şu dünyada. Siyaset, hayatımızın küçük bir parçası yalnızca… Ama günümüzde herkes uzman bir siyasetçi edasında! İşin kötüsü, bilen de siyasetçi bilmeyen de! Ünlü sosyolog Bauman’ın da dediği gibi ümitsizce dışarı çıkmaya yol arayan yüzer gezer korku ve hayal kırıklıklarıyla ağzına kadar dolu bu kapta çırpınıp duruyoruz belki de… E durum böyle olunca benim payıma da naçizane, oturup düşünmekten öte, iki çift laf etmek düştü.

İki kişinin olduğu yerde siyaset başlar. Bu demektir ki hayatımızın her bir zerresine sızan siyasetten kurtulma şansımız yok. Robinson gibi bir adada yalnız yaşamıyorsak eğer. O da, Cuma gelene kadar siyasetten uzak kalabildi zaten.

Her şeyi abarta abarta yaşamak kanımızda var sanırım. Herkes, işini yapsa sorun olmayacak aslında. Nedense bizde herkes, yaptığı işle kendini kutsallaştırmayı çok seviyor. Nasıl anne, baba evini; öğretmen, sınıfını; müdür, çalışanlarını; komutan, askerlerini yönetiyorsa, siyasetçi de aynı mantıkla ülkeyi yönetse herkes sadece kendi işiyle uğraşsa sorun olmayacak aslında. Anne babanın, çocuk yetiştirmesine; büyük anne, büyük baba, mahalle, eş dost, akraba bilen bilmeyen herkes müdahale ettiğinde, zavallı yavrucağın düştüğü hali tahayyül edin bir… İçiniz acıdı çocuğa değil mi? E her iş böyle değil midir? Öğretmene dersi nasıl anlatacağını nasıl ki mahallenin bakkalı anlatamazsa, siyaseti de siyasetçilere bırakmak doğru olmalı. Siyaset bilimi eğitimi almış, işin erbabı kişilere… Böyle olsa siyaset biraz daha kolay olur zannımca.

Ahmet Amca, Ayşe Teyze sandığa gitmek dışında konuşmasa; ekonomiyi, ekonomi mezunları; eğitimi, eğitim bilimciler; turizmi, turizm mezunları; sağlığı, tıbbiyeliler… yönetse mesela. Şimdi bir de bunu hayal edin…

Gerçekten de çok güzel bir tablo belirdi gözünüzde değil mi? Ama birçoğunuzu duyuyorum şimdiden. Dudaklarınızdaki müstehzi gülümsemeyi görmüyorum sanmayın. Onu da görüyorum… Bir ütopyanın hayalini kurduğumdan bahsediyorsunuz, biliyorum. Oysa ütopik olacak hiçbir şey yok. Ben, sadece normal olandan, zaten olması gerekenden bahsediyorum. Ne acı ki, olması gerekeni ütopik bulur olmuşuz.

Hâlbuki hırslarından arındırılmış bir insan topluluğuna ihtiyacımız var sadece şu yalan dünyada. Bazen Lidyalılara sayıp sövmek geliyor içimden. Parayı bulmakla acaba çok mu kötü ettiler diye.

Ya nasıl bir şey bu? Hep fazlasını hep en iyisini hep en güzelini sadece kendine istemek? Şöyle kafasını kaldırıp etrafına bakan kaldı mı bilmiyorum ama yeşiliyle mavisiyle Yaradan bize yalancı bir cennet kurmuşken, cehennem için mücadele etmek niye?

Yaptığımız, tam da bu! Bir yanımız savaş bir yanımız açlık, kıtlık, bir yanımız arsız, hırsız, şehvet düşkünü yemekten şişmiş…

İyiler?…

Onlar, gariban konumunda bir köşede.

Çalışanlar?

Onlar, enayi konumunda bir başka köşede.

Gerçekten inananlar?

Huşu içinde sadece Allah’la hemhal.

Üretenler?

Onlar, kendi dünyalarında iyiye güzele hizmet etmek için uğraştıklarını sanıyorlar.

Oysa dünya, kötüler dünyası… İyiye, güzele, doğruya, çalışana, üretene, sevgiye yer kalmamış bu gezegende!

Facebooktan yorum yazın
Sosyal medyada paylaşın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir