NEREDE O ESKİ RAMAZANLAR, ESKİ BAYRAMLAR!…

Bugün Arife…

Koca bir Ramazan ayını geride bırakmanın maneviyatımızda oluşturduğu rahatlama ile idrak ettiğimiz bu gün, dönüp şöyle maziye baktığımızda; “Nerede ah o eski Ramazanlar, eski bayramlar!…” dedirterek buruk bir şekilde veda ediyor bize…

Biz küçükken, büyüklerimizin söylediği bu sözleri bugün biz sarf ederken, her geçen sene Ramazan’ın ve diğer bayramların bir bir anlamını yitirmesine tanıklık ederek, büyüklerimizden miras kalan “Nerede o eski Ramazanlar, eski bayramlar…” serzenişini  yapıyor olmanın burukluğu çöktü yine üzerimize…

Biz çocukken bir başka anlamı vardı Ramazan’ın, Arife gününün, bayramın… Bugün başka…

Ramazan’da yapılan ibadetin kıymetine paha biçilemezken, ettiğimiz duaların kabul göreceğine inancımızın, psikolojimizde oluşturduğu rahatlama ile değme psikologların terapilerine taş çıkartan bir iç huzurla ererdik Arife gününe, bayrama…

Arife günü, alınan bayramlıkları, bayramda giyecek olmanın heyecanıyla, yapılacak banyoyla bir arpa boyu büyüyecek olmanın sevinci karışırdı birbirine.

Küçücük şeyler mutluluk sebebi olur, ailecek bir arada mutlu ve sağlıklı bir şekilde yeniden bayrama kavuşmanın keyfi yaşanırdı bayram sabahları, bayram namazından gelen evin erkeklerini karşılayıp pürneşe oturulan kahvaltı sofrasının etrafında.

Sonra kapı zili çalardı; elinde şeker torbaları ile gelen çocuklara ya şeker ya para ya helva ya da mendil verirdi evin büyükleri. Bayramlıklarımızı giymişken biz de katılırdık o kervana… Küçücük harçlıklara sevinir, şeker, çikolata bahanesiyle elini öptüğümüz büyüklerimizle de komşuluk, akrabalık ilişkilerimizi perçinlerdik.

Bayramlar, tatil beldelerinde geçirilen fırsatlar olarak değil; aile bağlarını, komşuluk,akrabalık ilişkilerini tazeleyen kutsiyetiyle anlam katardı hayatımıza. Hepimiz dost, arkadaş, kardeştik o yıllarda… Bayramlar, dargınların barışmasına vesile, sevenlerin sevgilerini çoğaltan mutlu günlerdi.

Hele o ilk bayram ziyaretinde ağza atılan ilk baklava diliminde duyulan mahcubiyet… Bir suçlu edasıyla yutulan ilk lokmanın ardından, 30 günün sonunda alınan bir ödül misali baklavanın genzi okşayan balıyla yeniden mutluluğa dönüşürdü. Onun tadı bir başkaydı…

Şimdi ne Ramazanlar eski Ramazanlar gibi ne bayramlar eski bayram…Ne oruç tutmayanın tutana saygısı var; ne oruç tutanın tutmayana hoşgörüsü… Bugün, alabildiğine bencillik, alabildiğine hoşgörüsüzlük alabildiğine sevgi ve saygı yoksunu bir toplum olmanın sancısı ile arife ve bayram kavramı sadece tatil anlayışına dönüşmüş durumda.

En çok üzüldüğüm,hatıralarımızı süsleyen bu kavramları, çocuklarına unutturmamaya çalışan, nesli tükenmekte olan bizlerden sonra bu anlayışın tamamen unutulacak, yok olacak olması…

Hatıralarımızda değil doya doya yaşayacağımız gerçek bayram tadında nice sağlıklı, mutlu güzelliklerle, dostluk, kardeşlik, barış ve hoşgörü ile dolu bayramlara….

Sosyal medyada paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALAMA YAPAMAZSINIZ !!