Sera Hatun

 

Arsız bir rüzgârın önüne takılıverip bir sürgün misali oradan oraya sürüklenirken, geçen günlerin akıveren ritmine, “Dur!” diyemezsiniz . Belki tüm bu yaşadıklarımız, hayatın içinde olması gereken doğal bir süreç gibi görünür gözümüze , belki de hazmedemediğimiz için bu doğal süreci, kaygılanırız içimizde. Ama nasıl olursa olsun, kimi zaman o kadar çok şey sığar ki kısacık ömürlere, yazılsa, destan olur… Kimi zaman da asırlar kadar uzun gelir hayat, hiçbir şey yaşayamamış sığ gönüllere…

O, içimizden biri, bir kadın, bir anne, bir eş, bir sevgili… Sera Hatun’un gerçek bir Prensese dönüşümü ve sonrası…

Elazığ’da başlayıp şehir şehir gezdikten sonra İzmir’de bir süreliğine nefes alan, sonra Almanya’dan Irak’a kadar uzanan klasik bir öykünün post modern bir sürgün hikâyesine dönüştüğü bir macera…

Toplumsal değerlerin parçaladığı aşk, sadakat ve karşılıksız sevgilere de tanık olacağınız, zaman zaman tebessüm ettirirken ama aynı zamanda da düşündüren bir dram…

Bir solukta okuyacağınız kitabın son kelimesi bile, onu bitirdiğinize sizi ikna etmeyecek…