Sonsuzluğun Kalemi

Uhrevi bir sesin belleklerden yüreklere, yüreklerden kalemin ucundaki mürekkebe ulaşana kadar geçirdiği süreçte, kaybolan dokunuşları yakalamak istercesine, el ele tutuşup raks eden harflerin seyr ü sefası, sudaki nilüferler gibi mağrur bakıyor *leyl–i münevvere.

**Kehkeşan’ın şefkatle kucakladığı o parıltılı, şaşalı evren;  eteklerindeki yıldızları, bir meltemin peşine takarak,  yeryüzüne doğru savururken; kimi zaman yıldız yağmurunun altında nasibini alan yüce gönüllü insanların dudaklarından dökülen,  kimi zaman da kalp pınarlarında biriktirdikleri ab-ı hayat misali, mukaddes;  zerre zerre nakşedilen kelam olup zerk ediliyor yaralı gönüllere…

Kalbimizin en kuytu köşelerine bile sığmayıp taşan, henüz uykuda olan bir yanardağın daha fazla içinde tutamadığı kor alev misali, ruhun derinliklerine dolup da bir türlü kabına sığmayan her ne varsa, aşikar olması gereken; yüreklere merhem, dertlere deva  ama bazen de yaraya tuz basan, sihir tesirli sözcükler, göğün sonsuzluğundan yere inip, dipsiz kuyuların derinliğinden, okyanusların girdaplarından süzülüp, serili veriyor en kırılgan yüreklere kuş tüyü bir divitin dilinden.

Bazen mavi yazıyor, bazen yeşil, bazen tozpembeye boyuyor dünyayı boydan boya. Beyazın saflığını, kirletiveriyor bazen siyahın matemi. Sonra kapatmak istiyor, Pandora’nın kutusunu, aslında hiç açmaması gerektiğini bile bile. İyiye güzele dair ne varsa kalsın evrende, kötüleri, kötülükleri açtığı kutuya geri döndürmek isterken, açmakla hata ettiğini geç de olsa anladığı kapağın altındakileri aleme…  Tıpkı yasak elmayı dalından koparmamak gerektiği gibi…

Ama cezbediyor gökyüzünden yere dökülen yıldızlar… Ardında ne var bilmek istiyor insan, o önlenemez duygunun esareti altında ezilerek, bir kez daha yenik düşüyor merakına. Bilinmezleri bilmek, görülmezleri görmek üstüne vazifeymiş gibi öğrenmek istiyor tüm kapalı kapıların ardındakini.  Merakı esin kaynağı oluveriyor sonra.

Birden, adına ilham dedikleri, kaynağı sonsuz, her yürekteki tesiri nev’i şahsına münhasır o muhteşem duygu, nazmın dilinde ebedileşirken, nesrin deryasında da sonsuzluğun kalemi olup ilham perisinin peşine takılı veriyor ve samanyolundaki milyonlarca yıldızdan biri oluveriyor, yeni bir döngüyü başlatmak üzere…

*leyl–i münevver:  Aydınlık gece

**Kehkeşan:  Samanyolu

Facebooktan yorum yazın
Sosyal medyada paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALAMA YAPAMAZSINIZ !!