11. ANKARA KİTAP FUARI

Küreselleşmenin etkisiyle küçük bir köye dönen dünyamızda, ulusal ve uluslararası fuarcılık anlayışı da giderek yükselen bir trend haline dönüştü.

6-15 Ocak 2017 tarihleri arasında gerçekleştirilecek “11. Ankara Kitap Fuarı” bugün, kitapseverler için kapılarını açtı. Ankaralı kitapseverler, iki hafta boyunca bu kitap fuarında, birçok yazar, yayınevi ve kitapla buluşacak ve hatta kitapların renkli dünyasını içinde barındıracak olan ATO Congresium da, bu esnada, kutsal bir mabede dönüşecek.

Kitapsever olmak, şüphesiz ki çok farklı bir şey… Bir koleksiyoner nasıl ki tutkuyla; pul, para, kartpostal toplayıp biriktiriyorsa, kitapları toplayıp raflara dizmek ve evinde, iş yerinde kendi kütüphanesini kurmak da aynı şekilde, kişi için bir tutkudur. İşte fuarlar, bu tutkunlar için bu yüzden kutsal bir mabet niteliği taşır.

Tam da bu mabetlere olan ilgi yeterli mi değil mi diye düşünürken; OECD’nin Uluslararası Öğrenci Performansı Değerlendirme yani PISA 2016 raporunda Türkiye’nin önceki yıllara göre daha da gerilediğini okudum. Hele hele okuduğunu anlama bakımından alınan sonuçlara göre Türkiye’nin son sıralarda yer aldığını öğrendiğimde çok üzüldüm ama ne yalan söyleyeyim çok da şaşırmadım.

Zira ne yazık ki; kitap okumayan, araştırmayan, yazmayan hatta hatta düşünmek istemeyen genç bir nesil, solgun ışıklar misali, titrek adımlarla salınarak boy atıyor etrafımızda. Kimi ilgisizlikten, kimi parasızlıktan kimi de fazla paranın verdiği hacimsiz güç nedeniyle okumuyor, okuyamıyor.

Tabii aramızda, okuyan ama edebî değeri olmayan, bilgi ve estetik kıymet taşımayan eserleri okuyan bir grup da yok değil. Ha bir de; sadece çoktan seçmelileri okuyup anlayan kalabalık, genç bir kitle var… Kurallı cümle formunu okuma, anlama ve cevap verme yetisini yitirmiş olmakla alakası olsa gerek bu kitlenin… Bazen onlarla, günlük konuşmalarda bile seçenek sunarak konuşası geliyor insanın.

-Karnın aç mı evladım?

  1. Evet aç b. Hayır aç değil. c. Biraz d. Evet ama… seçeneklerini çocuğuna sunan bir anne örneği, zaman zaman zihnimde beliriyor ve dudaklarımda müstehzi bir gülümseme donup kalıyor.

Donuk tebessümden yine kitap fuarı mevzuuna dönecek olursak…

Şu fani ömrümde, birçoğunuz gibi benim de bir sürü kitap fuarına katılma imkânım oldu. Kimine iyi bir okur kimliğimle, kimine kitap kurudu vasfımla kimine de kitaplarını imzalayan yazar sıfatımla… Hangi surette olursa olsun her defasında büyük bir heyecanla soludum o kutsal mabetlerin havasını. Sahaflarda gezerken, küf mü desem naftalin mi, ne olduğunu henüz tam adlandıramadığım o kokuya karışan mürekkep kokusu sızdı belki de gizlice damarlarıma. Kâğıtlara sinen büyülü sözcüklerin dünyası, benim de dünyam oldu çoğu zaman. Yalnız, size bir sır vereyim mi? En çok heyecan duyduğum, etkilendiğim fuar, dünyanın en büyük kitap fuarı olarak da bilinen Frankfurt Kitap Fuarı oldu.

Daha öncesinde büyük bir merak ve hayranlıkla gezdiğim bu uluslararası fuara, 2012 yılında, ilk kitabını (Sera Hatun- Sürgün Prenses) henüz yayınlamış, çiçeği burnunda bir yazar olarak katılmış olma şansını yakalamaktı belki de beni bu denli heyecanlandıran.  Ve tabii en önemli unsurlardan biri de hiç şüphesiz Avrupa’da yaşayan okurlarımla da tanışabilmek düşüncesi…

Gerçekten, yurtdışında yaşayan Türk okurlarımla tanışmak da sohbet etmek de beni ziyadesiyle mutlu etmişti o gün. Ancak üzerimde, ödenmesi gereken bir borç gibi hissettiğim, özellikle yayın dünyasından tanıştığım herkese anlattığım, yaşlı bir Alman kitapseverin dileğini burada da anlatmadan geçemeyeceğim.

Yaşlı kadın, mağrur ama bir o kadar da samimi bir tavırla yaklaştı o gün yanıma. Almanca bilip bilmediğimi sordu önce. Bildiğimi öğrenince aydınlandı yüzü. İçinde biriktirdiklerini anlatabilecek olmanın işareti olarak algıladım bu tavrını. Biraz sohbet etme imkânımız oldu ayaküstü ve bu esnada kendisinin, bir edebiyat ve tarih dostu olduğunu öğrendim. Türk tarihini, özellikle Türklerin yazdığı kaynaklardan okumak istiyordu. Türk edebiyatından farklı yazarları da… Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatını kısmen biliyordu ama varlığını yeni öğrendiği Latife Hanımı merak ediyordu. Ve Frankfurt Kitap Fuarı, dünyanın en büyük kitap fuarı olduğu halde ne Almanca hatta ne de İngilizce çevirisi yapılmış bir kaynak bulabilmişti bu konuda.

O nedenle dileği, daha çok Türkçe eserin çevirisinin yapılmasıydı. Elçiye zeval olmazmış, ben de bu vesileyle bulunduğum her toplulukta dile getirdiğim bu konuyu bir kez daha bir kitap fuarı arifesinde sizlerle paylaşmak istedim.

Ve o günden bu güne…

Ankara’da, Ankaralı okurlarımla, kısmet olursa, fuarın kapanış günü, 12.00-14.00 saatleri arasında, son romanım “Handan Makamı” ile ben de buluşacağım. Gazinoların “Hanımefendi Sanatçısı” olarak da bilinen eski, TRT İstanbul Radyosu sanatçısı, Handan Kara’nın, romanlaştırdığım hayat hikâyesinde, soğuk kış günlerini ısıtacak, sıcacık sohbetlerle Ankara’da buluşabilmek dileği ile…

“HANDAN MAKAMI” TANITIM BÜLTENİNDEN:

I. Abdülhamid Döneminde, Yıldız Sarayında aldığı saray terbiyesi ile büyüyen Saide, daha beş yaşında küçücük bir çocukken, Sudan’dan kaçırılarak Osmanlı topraklarına getirilir. Bu, simsiyah tenli, ufak tefek küçük kız, büyüyüp evlilik çağına geldiğinde, sarayın aşçısıyla evlendirilerek Bolu’ya gönderilir.

Saide, kendisini terk edip Nişantaşı’na yerleşen kocasına rağmen, kızı Nazife’yi yalnız başına yetiştirerek evlendirir. Yaşanan sıkıntılar, Nazife ile annesini bir süre sonra tekrar aynı çatı altında buluşturur. Çocukları için İstanbul’a para kazanmaya giden Nazife, orada Handan’ı kucağına alır.

Ama hayat, art arda yaşanan talihsizlikler, çetrefilli mücadeleler sonrasında yıldızı parlayacak olan Handan’ın hızlı yükselişine kadar, tüm acımasızlığı ile zorlu bir yokuş tırmandıracaktır ailenin kadınlarına…

Gazinoların altın devrini yaşadığı yıllarda -Tepebaşı, Bebek Belediye, Çakıl, Tünel, Trianon… – İstanbul’un ünlü gazinolarında,  Müzeyyen Senar’dan, Yıldırım Gürses’e, Behiye Aksoy’dan Sanat Güneşi Zeki Müren’e birçok ünlü ile karşılaşacağınız Handan Makamı’nı, zaman zaman buruk, zaman zaman tatlı bir tebessümle okuyacaksınız.

Yazar, yüreğinize işleyen Türk filmi tadındaki aşk hikâyesiyle, Sudan’dan Türkiye’ye, geçmişten günümüze sizi duygusal bir yolculuğa çıkaracak…

 

 

Sosyal medyada paylaşın

Yorum Yazın

error: KOPYALAMA YAPAMAZSINIZ !!