Adına ”Aşk” Diyorlar !

Bir kıpırtı ile esen rüzgârın, şeffaflığından süzülerek oynaştığı tülün kıvrımlarındaki naiflikte, önce sakin sakin dolaşırken damarlarda, gittikçe şiddeti artan bir rüzgârın önüne kattığı sonbahar yaprakları misali savrulan, ardından fırtınadan sonraki sessizlikteki huzuru kucaklayan ve adına “aşk” denen karmaşık duygular…

Günümüz âşıklarında da hızla zuhur edip, maalesef yine aynı hızda kaybolan duygular… Zamane aşkları… Tıpkı diğer şeyler gibi duyguların da sanal olduğu bir dünya. Hızla gelişen tüketim toplumunda, ince ruhlu hassas insanları ve duyguları da önüne katarak acımasızca harcayıp, tüketen bir âlem.

Adına “aşk” demekten bile çekindiğim, söylerken “aşk” kelimesine ihanet ettiğimi düşündüren yaşanmışlıklar. Evet, yaşanmışlıklar diyorum, çünkü magazin sayfalarından ve programlarında gördüğüm, her seferinde yanında başka birisiyle boy gösteren insanlar ve onlara özenen, yapmacık insanların yaşadıkları o şey… Adı her neyse!…

Birçok şey gibi maalesef artık duygularda sahte…

Şimdilerde sadece aşk filmlerine sıkışıp kalan, 60’lı-70’li yılların, tüm saflığı, çıplaklığı ve tertemiz duygularla yaşadığı, saygı duyulası ince ve hassas ruhlar… Çağa ayak uydurması beklenen en son kavram… Hatta belki de hiç uyması gerekmeyen…

Bir anlık kızgınlıkla, yerle bir edilen hiçe sayılan, yapboz tahtasına çevrilen duygular yoktu. Kutsiyeti olan konular haricinde, saygı ve sevgi her daim sürerdi. Aralardaki bağlar sağlamdı. Ufacık rüzgârlar yıkamazdı, birbirine kenetlenen yürekleri.

Sevdiğine saygı duyan, onu görünce gerçekten mutlu olan, söylediği her söze itibar eden, değer veren, onun olduğu yerde başkasına ihtiyaç duymayan ya da pencerede asılı tülün ardından bakarken yoldan sevdiği geçen bir genç kızın kalbinde hissettiği o heyecan da ne yazık ki birçok şey gibi tarih oldu. O duygulardaki mahremiyet, kutsiyet, tılsım; her şeyin gözler önünde yaşanmaya başlaması ile bozuldu, belki de sıradanlaştı.

Belki birçoğunun okurken fazla duygusal ve gereksiz bulacağı bu düşünceleri de onlara çok görmemek gerek. İnsan, kıymetinin ne olduğunu bilmediği bir şeyi neden istesin ki? Tadını bilmediğiniz bir yiyeceği canınız nasıl istemezse, bu da öyle bir şey.

Yaşadıkları ve tükettikleri birçok şey gibi adına “aşk” dedikleri o duygunun aslında aşk olmadığını bilen kaç kişi var bilmiyorum ama nesli tükenmekte olan ve değer bilen bazı kişilerin olduğunu ümit ederek “sözüm meclisten dışarı!” demekten de kendimi alamıyorum.

Her şeyi sınırsızca yaşama eğilimi gösteren günümüz insanı, her tür engel, sınır karşısında nasıl agresifleşiyor, önüne çıkan engeli yıkıp geçmeye meylediyor ve başaramadığında diğer hakkını kullanıyorsa, sevgisine konan herhangi bir engel ve sınırlama karşısında da geçemediği engelde, başka bir alternatif arayıp eski sevgisini hiçe sayabiliyor. Bu da sanal âlemin insanlara sunduğu nimetlerinden olsa gerek!

Sevginin, saygının barış ve dostluğun gerçek değerini kaybetmeden, tüketilmeden yaşanması temennisiyle…

Sosyal medyada paylaşın

Yorum Yazın

error: KOPYALAMA YAPAMAZSINIZ !!