ALGIDAKİ ENGELLERİ KALDIRMAK

Toplumumuz, engelli bireylerin yaşamları ve yaşam hakları hakkında ne yazık ki yeterince bilgi sahibi değil. Bu nedenle ciddi sorunlar yaşayan engelli dostlarımıza; ne yazık ki bazen yardım edelim derken bilinçsizce bazen de bilinçli olarak zarar verebiliyor ve onları toplumda ötekileştirilen bireyler haline getirerek hayatlarını sürdürmek zorunda bırakabiliyoruz.

Kimi mahallesinde engelli komşu görmek istemiyor; kimi ana okulundaki engelli  çocukları “çocuklarımızın psikolojisi bozuluyor” diye evlerine göndertiyor; kimi mahalledeki okulda engelli gencin eğitim görmesini engelliyor… Engeliyle alay edip sınıfta küçük düşüren, iş yerinde çalışmasına izin vermeyen, büyük mücadeleler sonucunda eğitim almış engelli kişiyi iş arkadaşı olarak görmek istemeyenlerin hatta engellilere iş yerlerinde mobbing uygulayanların çoğu bugün aramızda yaşayan insanlar değil mi?

Evet, evet şu anda “Aaa… aramızda böyle insanlar da mı var ?…”diye sözde tepki gösteren birçok kişi de arkasına döndüğünde yukarıda saydığım birçok davranışı uygulayan veya tasvip eden kişiler arasında ne yazık ki.

Ülkemizde Avrupa Birliği Müktesebatı ve tam üyelik süreciyle birlikte hissedilir derecede gündeme gelen engellilik konusu, çeşitli yasal düzenlemeleri; fiziki çevre ve mekanlara ait değişiklikleri de beraberinde getirmiştir. Lakin ne çare, sosyal hayatta fiziksel olarak görülmeye başlayan bu yeniliklerin algıda kabul görmesi henüz tam olarak gerçekleşememiştir.

Zira tekerlekli sandalyesi ile rampadan kaldırıma çıkan yürüme engelli bir vatandaşın kaldırımın sonunda ineceği rampada park etmiş bir araç nedeniyle inememesi ya da görme engelli vatandaşın yerde takip ettiği kabartmalı sarı şeritli bandın üzerinde duran bir araca çarptığı bir ülkede istediğiniz kadar yasa ve fiziki şartlarda değişiklik yapın; insanların algısında değişiklik yapamadığınız sürece işiniz zor.

Hatta o ülkede izlenen ulusal televizyon kanallarında bile hala engelli bireyin yeti kaybının sebebi olarak ilahi bir cezalandırmadan söz edilebiliyor ve onu izleyen insanlar da bu düşünceleri tasvip edebiliyorsa sözün bittiği yerdeyiz demektir.
Anlatılanları dinlediğimde dehşete kapılmadım desem yalan olur. Söz konusu filmlerde çoğunlukla mazlum, eziyet gören bir kadın ve ona zulüm eden bir erkek başrollerde. Duygu sömürüsü ile izleyicinin tüm hassas duyguları alt üst edildikten sonra bir gece mazlum kadının rüyasına ak sakallı bir dede giriyor. Kadına: “Sabret kızım, sabrın sonu selamettir.” Şeklinde sözler sarf edip kayboluyor. Kadın uyanıyor ve çaresizce beklemeye başlıyor ve bir süre sonra kötü adam ya kaza geçiriyor ya felç oluyor. Engelli bir insan haline gelince bunun sebebini anlıyor. Engelli bir vatandaşa dönüşmesi, onun yaptıklarının bedeli bir ceza oluyor.
O halde bu filmleri izleyen vatandaşlara, bu senaryoları yazan insanlara sormak istiyorum “Engelli insanlarımız, Allah tarafından cezalandırılmış, kötü insanlar mıdır?”

Engellilik bir ceza değildir. Kimin neden engelli olduğunu yalnızca Allah bilebilir ancak toplum bilincinde böyle bir algının oluşturulmasını kesinlikle doğru bulmuyorum. Dolayısıyla engelli insanları anlayan, onları ayrı bir vatandaş olarak görmeyip hepimizden biri olarak kabul eden, yapıcı, duyarlı insanların yeni bir toplumsal ahlak oluşumunda sağlayacağı olumlu katkıları çok önemsiyorum. Bilinçli, duyarlı insan sayısı artmadıkça bir değil binlerce yasa değişse de kat edilecek çok büyük mesafeler var önümüzde. İlkokullarda başlayacak olan eğitimden tutun, eğitim fakültelerinden tıp fakültelerine bu konuda duyarlı, bilinçli insanların yetiştirilmesi hedeflenmeli, ötekileştirmeden bütünleştiren bir yaklaşımla engelli vatandaşlarımızın da bizler gibi bizlerle eşit haklara sahip bireyler olduğunu öğretmeli ve unutturmamalıyız… Toplumumuzda, hak ve özgürlüklere duyarlı, saygılı bireylerin sayısını artırmalı, algıdaki engelleri kaldırmalıyız.

Tüm engelli dostların “3 Aralık Dünya Engelliler Günü” kutlu olsun…

Sosyal medyada paylaşın

Yorum Yazın