AŞK

Aşkın rengiydi o akşam kadının, üzerine giydiği. Kokusunu, gülün kadife yaprağından, rengini alından almıştı. Biraz okyanusun derin mavisinden, biraz dolunaydan ışıltı çaldı gece mavisi gözlerine. Elbisesinin eteklerini havalandıran kavak yelleri, başak rengi saçlarını savurdu sonra. Yüreğine kanat çırpan narin kelebekler, martıların çığlık çığlığa dansını izlerken, heyecanla gök kubbede çınlayan şarkılar söyledi. Kimse bilemedi amber miydi, misk mi etrafa yayılan…

İki çılgın ruh arasında, buhurdanlıktan yayılan, önce yüreğe, sonra tene temas eden, kâinatın var oluş sebebi aşktı şimdi ruhları okşayan.

Firkatle yüreklere düşen özlem, düşlere temas eden eller gibi körükledi yürekte yanan kor ateşi. Kimi zaman Leyla ila Mecnun, kimi zaman Kerem ile Aslı, kimi zaman da Hüsrev ü Şirin olup yayıldı dilden dile. Çisil çisil, yavaş yavaş yağan yağmur olup gözyaşları ile yıkadı gönül evlerini. Aşk, öyle bir şeydi ki; önce yakıp tutuşturdu, sonra alevlendirdi, en sonunda da kor edip için için yaktı yürekleri.

Zoru severdi, imkânsızı severdi aşk. Uzaktan bakana erişilmez bir duygu, yüreği yanana imkânsızı seven bir tutkuydu.

Şairin dediği gibi “Bakarken kıyamamak mı yoksa baktıkça doyamamak mı?”ydı aşk bilemedi kimse. Ama bilinen bir şey varsa o da aşkın, sadece pembe düşlerden ibaret olmadığıydı. Sadakatti, anlamaktı, sabır göstermekti, değer vermek ve değer verdiğine saygı göstermekti aşk…

Sevgisinden, erişemediği sevgilinin canına kast etmek değil, erişemiyorsa da sevdiğinin mutluluğuyla mutlu olabilmekti aşk. Üç günlük, beş günlük bir heves değil, yüreğe nakşolunan ve hiçbir surette silinmeyendi aşk. Yıllar geçtikçe kıymeti artan bir mücevherdi; üstü tozlansa da içinde hep var olan bir cevherdi aşk. Alnına yazılan, yüreğe kazınan; bahar gözlü, şiir sözlü, hiç bitmeyen bir şarkıydı aşk.

Bazen demini almış bir yudum çay, bazen köpüğü üzerinde bir kahveydi. Bazen bir türkünün devam eden nakaratı, bazen de sıcacık bir ekmeğin içinde eriyen bir tutam tereyağı idi aşk.

Kimi zaman Karacaoğlan’ın, kimi zaman Ümit Yaşar’ın, kimi zaman Yunus’un kimi zaman da Mevlana’nın dizelerinde dile gelendi…

Kimine bir adam, kimine bir kadın, kimine evlat, kimine ana, baba, kardeş ama hepsinden öte bizi yoktan var edendi AŞK…

 

 

 

 

Sosyal medyada paylaşın

Yorum Yazın

error: KOPYALAMA YAPAMAZSINIZ !!