Avrupa’da Eğitim-Öğretim Üzerine

Uzun bir süredir yaşadığım Almanya’daki eğitim ve öğretimi takip etme fırsatını yakalamış biri olarak yazma ihtiyacı hissettiğim bu önemli konuda, söylenecek çok şey var aslında. Gönül her noktaya temas etmek istiyor ama ben sadece bazı konulara değinmekle yetineceğim bu gün.

Hem yıllardır içinde bizzat yaşadığım Milli Eğitim camiasının bir mensubu olarak, hem  bir anne, bir veli ve bir yazar sorumluluğu ile okulların ders zili çaldığı şu günlerde, yazmak istedim.

Almanya’da gözlemlediğim en önemli şeylerden biri eğitimin, en az öğretim kadar önemli olduğu ve buna zaman ayrılması gerektiği konusu oldu. Neden böyle dedim? Bizde de zaten böyle değil mi? Bence bu kadar değil!… Mesela bizde ilkokula başlayan bir çocuk, daha kasım ayı bitmeden okuma yazmaya geçiyor. Almanya’da fark ettim ki 2. Sınıf birinci dönemde bile hala öğrenci alfabedeki harflerin hepsini tanımıyor. Önce yadırgadım. “Bu nasıl bir eğitim sistemi 2. Sınıfta harf tanımayan öğrenci mi olur?” dedim. “Biz mükemmeliz, çocuklarımız da süper!…” diye düşündüm. Almanlar ne kadar yavaşlar bu konuda dedim. Bizde hemen ikinci sınıfta yoğun ders çalışma ve test çözme temposuna giren öğrencilerin, çocukluklarını yaşama imkanı bulmadan bilgi depolama merkezine dönüştüğünü hatırladım ve sonra Alman okullarındaki öğrencileri izlemeye başladım…

Yıl boyunca el becerilerini, davranış biçimlerini, okulun ve hayatın kurallarını yaptıkları faaliyetlerle öğrenen çocukları izledim sonra. Bir gün, minicik bir birinci sınıf öğrencisinin yeşil ışık yandığında karşıdan yaklaşmakta olan arabaya eliyle dur işareti yapıp, kendinden emin karşıdan karşıya geçtiğine tanık oldum. Sonra her birinci sınıf öğrencisinin ayakkabısını kendinin bağladığını, okula gelirken yanında annesiyle gelmediğini ve çantasını kimseye taşıtmadığını izledim. Bir Alman Öğretmen arkadaşımla konuşurken, sizin Türk veliler, çocuğun her işini kendileri yapıp iyi bir şey yaptıklarını zannediyorlar ama bu doğru değil derken, üzüntü duydum.

El becerileri, sosyal aktiviteler, geziler çevreyi tanıma faaliyetlerinin yoğunlukta olduğu bir programda, bizde ehliyetini alıp trafikte araç kullanan bir şoförün bile tanımadığı trafik işaretlerini tanıyan küçücük ilkokul öğrencileri gördüm. Dördüncü sınıftan mezun olmadan, bütün sınıfın ciddi bir bisiklet kullanma eğitiminden geçip, bir trafik polisinin denetiminde bisiklet ehliyeti alırken; eğlenmekten öte çocukta büyük bir ciddiyetle oluşan trafik kuralları bilinci ve disiplinini izledim.

İlkokul çocuklarının, ne kadar kendinden emin, özgüven sahibi, her işlerini kendilerinin yapabileceği bir bilince sahip olduklarını gördüm. İlkokulu bitirdiklerinde belki iki bilinmeyenli denklemi çözemeyebiliyorlardır ya da fotosentezi anlatamıyorlardır ya da çok zor bir gramer kuralını ezbere söyleyemiyorlardır ama bunları nasıl ve nerden öğrenmeleri gerektiğini biliyordur hepsi. İhtiyaçları dahilinde bunu başarabileceklerini de…

Sonra anladım ki ilkokul eğitim amaçlı bir kurum, öğretim ana hedef değil. Çocuğa kendi kendine yetebilme, özgüven, kurallara uyma, disiplin ve mantığını kullanma, amaca giden yolu izleme yeteneği edindiriliyor; sonra yetenekleri tespit ediliyor ve yetenekleri doğrultusunda başarabileceği bir okula yönlendiriliyor ve orada da ihtiyacı olan konularda eğitim alması sağlanıyor. Gereksiz ve fazla bilgi yüklemesi yapılmaktan olabildiğince kaçınılıyor. İhtiyaç duyulan bilgi, seçilen alan doğrultusunda, ilkokuldan sonara gideceği okulda yüklenmeye başlıyor, kararınca. Fazla bilgi, yüklemesi yerine mutlaka bir spor, sanat, dil vb. aktivite edinmesi ve o yöndeki disiplinli çalışmalarla gençlik dönemindeki enerjisini pozitif kazanımlarla harcaması sağlanıyor.

Tüm bu saydıklarım yıllardır süregelen bir uygulama. Eyaletteki siyasi iktidarın değişmesi, farklı insanların eğitim bakanlıklarında yer alması ana mantaliteyi yıllardır hiç etkilemiyor. Yapılan ufak tefek değişiklikler, kimsede eğitim sistemi ile ilgili değişik tartışmalara girme ihtiyacı hissettirmiyor. Yapılacak büyük değişikliklerde, yıllar süren bir araştırma ve alt yapı hazırlığı tamamlandıktan sonra uygulamaya geçiliyor.

Eğitim ve öğretimdeki sürekliliğin esas olması; doğal olarak belli disiplinlerin kökleşip sağlam temeller üzerine yerleşmesine, bu da başarılı bir neslin sürekliliğinin korunmasına en büyük katkıyı sağlıyor.

Sosyal medyada paylaşın

Yorum Yazın

error: KOPYALAMA YAPAMAZSINIZ !!