BÜROKRASİ

Temel felsefe; insanı insan olarak kabul eden bir toplumda, saygı, sevgi, hoşgörü ve tevazuunun hüküm sürüyor olması…

Yine Stuttgart’ta görev yaptığım yıllardı. Alman Eğitim Sistemi ile ilgili, Alman Eğitim Bakanlığı ve Başkonsolosluğumuzun ortaklaşa düzenlediği bir toplantı için, organizasyonun düzenlendiği mekânda hazır bekliyorduk.

Dönemin Baden-Württemberg Eğitim Bakanı da toplantıya iştirak edecekler arasındaydı. Başkonsolosumuz, toplantı başlamadan toplantı salonunda yerini almıştı. Eğitim Ataşeliğini temsilen Eyalet Eğitim Bakanını karşılamak için mekânın dışında birkaç arkadaşımla bekliyorduk. Toplantı başlamak üzere olduğu halde hâlâ ne gelen vardı ne giden! ‘Dakikliği ile meşhur Almanlara uygun bir durum değil ama’ diye düşünürken içeriden görevli bir arkadaş geldi.

“Toplantı başlamak üzere neden hâlâ buradasınız?”

“Eğitim Bakanını bekliyoruz.”

“Oooo, bakan çoktan geldi, 15 dakikadır içeride oturuyor!” demez mi?

Meğer adam, kendi özel aracı ile gelmiş, otoparka aracını park edip normal bir Alman vatandaşı gibi geçip salondaki yerini almış. Bakanlar burada, pek medyatik yüzler olmadığı için haliyle kimse de tanımamış.

Yine o yılı takip eden yılların birinde, yapılan seçim sonrası, Başkonsolosumuz nezdinde yeni Eğitim Bakanını ziyarete gideceğiz. Randevu aldığımız gün belirtilen saatte dakik olarak Bakan Hanımın odasının kapısında hazırdık. Bizi sekreteri karşıladı. Hiç bekletmeden içeri buyur etti. Sade döşenmiş, geniş, aydınlık bir odaydı. Girişte hemen solda, üzerine kurabiye, soğuk ve sıcak içeceklerin yerleştirildiği büyükçe geniş, oval bir toplantı masası vardı. Kapının tam karşısında büyük bir çalışma masası ve arkasında da Eğitim Bakanı. Çalışma masasının üzerinde bir diz üstü bilgisayar. Dosyalar, evraklar birkaç özel eşya. Duvarlarda raflar, kitaplar, dosyalar… Ahşap egemen bir oda.

İçeri girmemizle, masasının ardından hızlı adımlarla yanımıza gelen Bakan Hanım, mütebessim bir çehre ile tek tek hepimizi hoşlayarak toplantı masasına buyur etti. Birkaç hal hatır konuşmasından sonra ne içmek istediğimizi sordu. Ve masanın üzerinde duran fincanlara kahveleri ve soğuk içecekleri kendisi doldurarak bizlere ikram etti. Yani bir odacı, çaycı vesaire yoktu. Bakan Hanımın tevazu ve nezaketi ile yaptığı ev sahibeliği esnasında toplantımızı gerçekleştirdik. Toplantı sonunda, odasının kapısına kadar bize eşlik ederek uğurladı bizi.

Kendisiyle bir daha görüşme imkânım olmadı. Sanırım bu görevde bir yıl bile kalamadı. Alman gazetelerinden okuduğum kadarıyla eğitime dair beklenen performansı gösteremediği için, istifa etmiş.

Beni, Alman bürokrasisinde en çok etkileyen bu tevazu oldu. Verdiğim iki örneğin benzerine daha birçok görüşmelerimde tanık oldum. İnsanlar, bulundukları makamları sadece görev bilinciyle işgal ediyorlar burada. Mesela bir okul müdürüne işi esnasında gösterilen saygı, okuldan sonra ast üst ilişkisini sıfırlayarak dostluk ilişkisine dönüşebiliyor. Bir Gymnasium (Lise) Müdürüyle okul müstahdemini kol kola bir eğlenceye giderken gördüğümde tebessümle izlemiştim aralarındaki muhabbeti.

Makamların, makamda kaldığı, dostlukların, kategorize edilmediği çok ilişkiye tanık olabiliyorsunuz Avrupa’da. Haa tabii farklı ilişkilerde vardır mutlaka ama bence temel felsefe insanı insan olarak kabul eden bir toplumda, saygı, sevgi, hoşgörü ve tevazuunun hüküm sürüyor olması.

Sosyal medyada paylaşın

Yorum Yazın