Dil Öğretemiyoruz…

Dil öğrenemiyoruz demiyorum, dil öğretemiyoruz… “Bir yerde bir sorun var ama nerde?” diye düşünüyorum bir süredir.

Uzun zamandır yaşadığım bu Avrupa kentinde gözlemliyorum, araştırıyorum “Yabancılar bu işi nasıl başarıyor?” diye… Başarıyorlar diyorum, çünkü bırakın üniversiteyi, liseyi bitiren bir genç; eğitimini aldığı yabancı dili hatta dilleri, sohbet edebilecek, okuduğunu anlayıp yazabilecek seviyede mezun oluyor okulundan. Yani karnedeki notu değil, kendi konuşuyor öğrencinin…

Eğitim-Öğretim konusunda, acilen gözden geçirilmesi ve çözüm üretilmesi gereken konulardan birisidir bu aslında. Küreselleşen dünyaya ayak uydurmanın en önemli unsurlarından biri belki de…

Dünya vatandaşı olmak !.. Bunun için de ilk şartlardan biri yabancı bir dil konuşabilmek. Çocuklarımızı bir değil hatta iki yabancı dille büyütebilmek. Peki ne yapmalı, nasıl bir yol izlenmeli bu konuda?…

Öncelikle eğitim sistemimize haksızlık yapmak istemem. Bir dilci olarak biliyorum ki; aynı dil ailesinden gelen diller, birbirleriyle çok sıkı benzerlikler gösterir. Bu nedenle yabancı öğrencilerin çok güzel İngilizce konuşmaları, Almanca ve İngilizce’nin aynı dil ailesinden geliyor olmasındandır, dedim. Sonra fark ettim ki herhangi başka bir dili de aynı şekilde öğreniyorlar. Derse giden öğrenci, konuşarak mezun oluyor. Peki o zaman bizim öğrencilerimiz neden başaramıyor?..

Yanlış oldu, öğrencilerimiz başarıyorlar aslında. Peki başaramayan kim, ya da ne?

Yanlış anlaşılmasın, burada öğretmenlerimizi de suçlamıyorum. Asıl suçlu öğretim metotlarımız ve yaklaşım tarzımız sanıyorum. Çünkü görüyorum ki Türkiye’den, Almanya’ya okumak için özellikle küçük yaşlarda gelen öğrenciler, aynı yaştaki akranlarına fark atarak burada aynı dil ailesinden olmayan bu yabancı dilleri büyük bir başarıyla öğrenip, Alman yaşıtlarından bile iyi konuşabiliyorlar.

O halde demek ki, sorun öğrencide değil!.. Kalıplara sıkıştırdığımız eğitim- öğretim metotlarımız, ezberci, yazmaktan uzak, test mentalitesiyle hareket eden bir sistem…

Burada yabancı dil dersinde öğrenciyle sadece öğretilen dil konuşuluyor. Ana dil, bu derste minimum düzeyde, sadece çok önemli durumlarda kullanılıyor. Öğretmenler mükemmel, hatta aksanlı bir şekilde o dili kullanıyor. Mesela; Amerikan aksanıyla konuşan, İngiliz aksanıyla konuşan vb.

Öğrencinin asıl amacı, belli kalıpları kullanmak için ezbere o zaman formunu öğrenmek değil, konuşurken,dinlerken öğreniyor dilbilgisi kuralların çoğunu. Sonra gramer pekiştiriliyor. Tıpkı çocuk yaşlarda konuşmaya başlarken gramer kuralı öğrenmeden Türkçe’yi öğrenip konuşabilmek gibi. Sayfalarca yazmıyorlar defterlere. İncecik bir defterle seneyi bitiriveriyorlar. Şaşırmamak elde değil. Bizim sayfalarca yazarak öğrettiğimizi onlar konuşarak pratik yoldan öğretiyorlar.

Tabii ki; ekonomi de dil öğretiminde çok etkin bir unsur. Yabancı dil öğretmenlerinin çoğu, öğrettikleri dili ve kültürünü yakından tanıyorlar. İngilizce öğretmeni, ya Amerika’ya ya İngiltere’ye gitmiş. İspanyolca ya da İtalyanca öğretmeni de o ülkelere… Orda bulunmuşlar ne kadar süre bilmem ama kendileri de, söz konusu  dili akıcı konuşabilecek düzeydeler.

Avrupa’da en alt gelir seviyesindeki insanların bile ikinci, üçüncü yabancı dilleri varken; ne acıdır ki bizim ülkemizdeki akademisyenlerin bile birçoğunun aynı düzeyde konuşacak bir yabancı dilleri yok… Çok düşündürücü değil mi?

Sosyal medyada paylaşın

Yorum Yazın