EDEBİYAT, TOPLUMUN AYNASIDIR

Yrd. Doç. Dr. Nesîme Ceyhan’a ait ….“DİN DUYGUSU” ve “DÎNÎ MÜESSESELERİN TENKÎDİ” adlı bir çalışmayı okuyordum. Tarihin birçok döneminde yaşanan dini taassupla ilgili sıkıntıların ortak olabileceği noktasına bir kez daha tanık oldum. Sizlerle de bu değerli çalışmanın kısacık bir bölümünü paylaşmak istedim. Okuyunca beni daha iyi anlayacaksınız. Değerli hocamıza bu güzel çalışmaları için teşekkür ederek alıntıladığım bölümü paylaşıyorum…

“… Kılıçzâde Hakkı’nın tüm zamanların softalarının bir temsili olarak ortaya koyduğu Yunus Hoca tipi, iki hikâyede de kendinden başka kimseye zararı dokunmayan bir kimsedir. Dinî taassubun zarar veren yanı “Dinsizler” ve “*Mestureler Arasında” adlı hikâyelerde ortaya çıkar.

İçtihat dergisinde yayımlanan bu hikâyeler, İstanbul’da modernist Müslümanlarla gelenekçiler arasında bir mücadele yaşandığını da gösterir. “Dinsizler” adlı hikâyede, mahalleye yeni taşınan Mâliye Nezaretinden bir beyle ailesi, mahalleli tarafından ilk ayın sonunda “dinsizler” namıyla anılmaya başlanır. Bunun sebebi adamın câmiye yağ, türbeye mum parası bırakmayışı, eşi ve kızıyla akşam kırlara gezmeye çıkmasıdır. Eşinin hanım toplantılarında türbeye adak adanmasını eleştirmesi, türbedarın gelirini tehlikeye düşürdüğü için ortalık iyice karışır. Oruca tüm İslam âleminin aynı gün başlamasının haberleşme imkânı sayesinde mümkün olabileceğini söylediği için aile, saraya jurnal edilir ve mahalleden kovulur.

Hikâyede dinin imam ve türbedar için bir geçim kaynağı oluşunun hurafeleri arttırdığına işaret edilir. Evin kızının Robert Kolej’de okuması, türbelere adak adamak meselesinin esasını izah etmesi, kollarının çarşaftan biraz görünmesi, halkın galeyana gelmesi için yeter sebep olmuştur. İttihatçıların çarşaf nizamnâmesi çıkarmak zorunda kalışlarının ardından yazıldığını düşünebileceğimiz “Mestûreler Arasında” adlı hikâye bir gurup halkın sesini duyururken, cehalet ve taassubun şiddete dönüşmesinin zararlarını da yansıtır.

“Artık kadınlar öyle eskisi gibi açık saçık sokağa çıkamayacaklarmış!” diyen bir hikâye kişisinin “açık saçık” sözü ile moda haline gelen alafranga çarşafları kastettiğini belirtmeliyiz. Yoksa gerçekten de açık saçık sokağa çıkış söz konusu değildir. Alafranga çarşaf ve dar çarşafla sokağa çıkmanın hükûmetçe yasaklanması halkta büyük bir memnuniyet hissi uyandırır. Hatta bir kahraman bir yıl evvel sokakta dar çarşaf giydi ve yüzünü örtmedi diye bir kadına nasıl saldırdıklarını, çarşafını lime lime edip kadını bayılttıklarını övüne övüne anlatır.

Kahvedekiler durumu takdir ederken, kahramana nasıl olup da bir gün nezarette kaldığı ve hemen salıverildiği sorulur. Saldırgan: “Be canım Allah’ın emrini yerine getirmeye çalışanlara kim ne yapabilir? Benim gibi Allah yolunda, bir haspanın çarşafını parçalayana hükûmet ne yapabilir.” karşılığını verir.

Görüldüğü gibi temel problem, dinin ferdî ve keyfî uygulamalara âlet edilmesidir; ayrıca tesettür gibi hassas bir meselede İttihat Terakki’nin de muhafazakâr zümrelere fazla müdahale edemediğini görüyoruz…”

Bu iki hikâyelerde yaşananlar size de bir şeyler çağrıştırdı mı bilmem ama beni düşündürdü… Bir ülkeyi, insanlarını, kültürünü daha iyi tanımak istiyorsanız o ülkenin edebi eserlerini incelemek gerekir. Hocamız hikâyeyi özetlerken ve ara yorumlarıyla çok güzel ifade etmiş durumu zaten, ben üzerine başka söz söylemek istemiyorum…

Son söz olarak sadece “Edebiyat, toplumun aynasıdır.” demek istiyorum…

_________________________________________________

*Mesture: Örtülü kadın. İslamiyet’in emrettiği şekilde örtülmesi farz olan yerlerini örtmüş olan kadın

Sosyal medyada paylaşın

Yorum Yazın