GAYYÂ KUYUSU

 

Güzel günler göreceğiz çocuklar

Güneşli günler göreceğiz.

Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar

Işıklı maviliklere süreceğiz…

                                       Nazım HİKMET

Ah güzel yavrular, hepinizin ama hepinizin ışıklı maviliklere süreceğiniz motorlarda olduğunuzu hayal ediyorum, şairin dediği gibi.

Yeşili ve maviyi düşlüyorum pembe rüyalarda. İçinde pırıl pırıl gençler; güzel, aydınlık yarınlara yürüyor el ele…  Sevgiyi, hoşgörüyü, mutluluğu, bilgiyi paylaşıyorlar güzel günlerde. Kinden, nefretten, art niyetten, kötülükten arınmış, dezenfekte edilmiş bir dünyada düşlüyorum sizi.

Sadece anne ve babalarınız değil, komşularınız, dostlarınız, öğretmenleriniz, arkadaşlarınız herkes ama herkes sevgiyle kuşatıyor, kolluyor sizi. Rüya bu ya, kimse kimseye kem gözle bakmıyor.

Hepimizin hayali bir… Mutlu, sağlıklı, sevgi dolu ve başarılı insanlar yetiştirmek. Var gücümüzle çabalıyoruz bunun için.  Derken kara bir bulut geliyor güneşimizin önüne. Bir el uzanıyor, pis, kirli bir el.

Kiminizi akşam saatlerinde işinizden, okulunuzdan, arkadaşınızdan gelirken sokak ortasında yakalıyor, kiminizi güpegündüz henüz daha evinizden dışarı yeni adım atmışken, kiminizi okulda, parkta bahçede…

Nerede olduğunun ne önemi var ki?!…

Tam rüyanın en güzel yerinde, kâbusa uyanıyoruz istemeden.

Dün Ayşe,  Fatma, Leyla

Bugün Özgecan, Cansel…

Yarın…

Adı her ne olursa olsun, lanet bir karaltıya istemeden teslim ediyoruz, hayatınızın baharında, yüreğimiz parçalana parçalana, içimiz yana yana sizleri. Kutsanmış hayatları bahşeder gibi sessiz çığlıklarınıza tanık oluyoruz kâbusunuzun, kâbusumuzun içine giremeden.

Cam bir fanusun içinde çırpınışlarınıza tanık oluyoruz, uzanıp kurtarmak istiyoruz… Dokunamıyoruz!..

Sanki farklı bir zamana ve mekâna soluyoruz istemeden. Kayıp gidişinize tanık oluyoruz avuçlarımızın arasından. Kan ağlıyor yüreklerimiz.

Sesiniz, sesimiz; çığlıklarınız, çığlıklarımız olsa da, kesemedikten sonra size uzanan o pis, karanlık elleri; sürecek çaresizliğimiz.

Affı yok bunun!… Canımıza kast eden, canlarımıza kast eden bu insan görünümlü mahlûklar, hak ettikleri cezayı almadıkları sürece rahat yok bize.

Mazereti yok!

Hafifletici sebebi yok!

Açıklaması yok!

İyi hali gerektirecek bir durum, hiç yok!…

Sizler, Yaradan’ın emanetisiniz bizlere çocuklar. Yarınlarımız, geleceğimiz, her şeyimiz. Bilin ki güzel yavrularım, çaresizliğimiz, bu güzel dünyayı kirletenler cehennemin dibine düştükleri güne kadar sürecek. Zira “O gaafiller ki gayyâ içredir, gayyâyı bilmezler.” Onu görene kadar sürecek yangınımız.

“Gayy” nedir bilir misiniz? “Gayy”, İblis”in, gaflete düşen insanı sürüklediği korkunç sapıklıklar ve ahlâksızlıklar bataklığı, karanlık ve derin uçurumu, çukuru, kuyusu, girdâbıdır.

Ariflerden bir zat, oldukça ileri bir yaşında İblisi rüya âleminde görür ve “Ben artık çok yaşlandım, bu yaşıma merhamet et de beni artık saptırma!” şeklinde ricada bulunur. İblis ona yanına bakmasını söyler.

Bu zat başını çevirince insanı dehşete düşüren bir uçurum kıyısında olduğunu görerek korkuyla titremeye başlar. İblis şöyle der: -Benden imkânsız bir şey isteme! Seni şu anda pençeme geçirirsem, bu uçurumun dibine fırlatacağımdan hiç şüphen olmasın! Benim insana kinim, böylesine amansızdır!

Gayyâ kuyusu uzak bir cehennemde değil, yanı başımızdadır.

Dilerim, yavrularımızın namusuna göz diken, hayatlarını, yaşama haklarını ellerinden alan, nice ailelerin ocağına ateş düşüren bu şerefsiz mahlûklar Gayya kuyusuna düşsün… Zaten çok uzak değiller, hemen yanı başlarında!…

 

 

 

 

Sosyal medyada paylaşın

Yorum Yazın