GÖLGE ETMEYİN BAŞKA İHSAN İSTEMEYİZ SİZDEN!

 

 

Anadolu…

Ne medeniyetleri ve o medeniyetleri üzerinde yaşayan ne insanları barındırdı bağrında… Dili olsa da konuşsa keşke şu topraklar…

Analığı, üremeyi, dişiliği, hayatın sürmesini ve dolayısıyla bereketi simgeleyen tanrıça Kibele, bir kadın olarak Anadolu’da, daha o yıllarda, milattan önceki yüzyıllarda kutsanmıştı. Hatta öyle çok değer görmüştü ki, bir kutsal kadın figürü olarak çağları aşıp günümüze gelmişti Tanrıça Kibele.

Ve bugün biz yine aynı topraklarda “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü”nde kutlamalar yapmaya çalışarak kapitalist sistemin dayattığı sıradan hediyeleşmelerle günün, gerçek anlamından uzak, ona yüklediğimiz yeni anlamlarla gönül eğlendirmeye çalışıyoruz. Peki, biz kendi durumumuzun farkında mıyız?

Efendim?…

Yok… Yok farkında olsak zaten bugün çiçeklerle hediyelerle avunmak yerine, Ata’sından İzlanda, Norveç, Finlandiya’dan çok daha önce aldığı hakları değerlendiremediği için dert yanan, elini masaya koyup “Biz de varız, hop durun bakalım orada!” diyen kadınlar olurduk bugün.

“Neden, İzlanda, Norveç, Finlandiya?” çünkü onlar, Dünya Ekonomik Forumunun (DEF) 2015 “Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu”na göre 144 ülke arasında toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamış, yani durumunu eşitlemiş ilk üç ülke.

Peki ya biz? Biz de Tanrıça Kibele’nin baş üstü tutulduğu bu topraklarda bugün 130. sırada yani sondan 15. ülke kadınları olarak yaşamaya, hayta tutunmaya çalışıyoruz.

Türkiye, kadınların işgücüne katılımında 131. sırada, ücret eşitliğinde ise 82. sırada bulunuyor. Eğitimde cinsiyet eşitliği açısından 105. sırada yer alan ülkemiz, kadınların okuryazarlık oranında ise 105. sırada konuşlanıyor. Türkiye’nin sırası eğitim düzeyi yükseldikçe düşüyor.

2016 yılında yerel ve ulusal medyaya yansıyan haberlere göre 328 kadın, erkekler tarafından öldürüldü. Yeni yılın ilk iki ayındaki verilere baktığımızda da durumun iç karartıcı olduğunu söyleyebiliriz. Ocak ayında 37, şubat ayında ise 30 kadın yine erkek şiddeti nedeniyle hayatını kaybetmiş.

Kadın cinayetlerinin yüzde 85’ini kocalar, sevgililer, eski kocalar, ayrılmak istenen sevgililer işlemiş.

Çocuklarımızı, dolayısıyla geleceğimizi olumsuz etkileyecek, ’çocuk gelinler’, ’çocuk anneler’ sorununun, göz ardı edilmeyecek kadar büyük bir boyuta ulaştığı ülkemizde, TÜİK verilerine göre Türkiye’deki ”çocuk gelin” sayısının 181 bini aştığı belirlenmiş.

Oysa Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik yaşı, 17 yaşını bitirme koşuluna bağlı. Türk Ceza Kanunu’na göre de resmi nikâh yapılmadan evlendirilme bir suçtur. Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre ise 18 yaşına kadar her insan çocuktur, koruması ve desteklemesi gerekir.

Ahlaktan çok ahlakçı kesilen “namus” kelimesini kadına yapıştıran toplumumuzda, bu sayısal verileri çok da yadırgamamak gerek deyip susmak mı gerek yoksa dersiniz!!!

Kadın bedeninin hem sermaye hem de namus sayıldığı başka hangi toplumlar var bilemem ama aynı bedeni taşıyan biz kadınlardan çok, o bedenin içinde olmayanların üzerinde konuştuğu, hatta kadın bedenleri üzerinde hak sahibi olduğunu iddia edenlerin yaşadığı bir ülkede; eğitimde fırsat eşitliğinden uzak, okul forması yerine gelinlik giydirilen, sevgi yerine şiddet gören, ahlak ve namus kavramlarını kadın üzerine yaftalayan; gülmek, eğlenmek, spor yapmak sokakta dolaşmak ve daha birçok insani ihtiyacı sadece erkeklere özgü kılan insanların arasında 364 günü erkeklere verip sadece bir gün Kadınlar Günü’ymüş gibi davrananlar…

Kalsın, siz kutlamayın bizi! Biz de gün filan istemiyoruz kimseden… Zaten bütün günler bizim…

Bizi bize bırakın; gölge etmeyin, başka ihsan istemeyiz sizden…

 

 

Sosyal medyada paylaşın

Yorum Yazın

error: KOPYALAMA YAPAMAZSINIZ !!