Hayata Dair

Her insan kendi öyküsünü yaşar bu dünyada. Milyarlarca öykünün kendi sayfalarında kitaplar oluşturduğu bu âlemde, kimi kısa bir öyküyü, kimi kalın bir romanı tamamlar, yaşadığı ömür süresince. Ve neden sonra yaşlı dünyamızın tozlu raflarındaki yerini alır.

Raflardaki kitaplardan birinin başkahramanı olarak, yaşadığım öykünün kaçıncı sayfasındayım bilemiyorum. (Umarım sonlarına yaklaşmamışımdır…) Ancak bildiğim bir şey; herkesin kendi romanının başkahramanı, ama tüm kütüphanenin kitaplarının birer figüranı olduğu ve farklı öykülerin içinde yer alıp almamayı ve ana karakter mi, figüran mı olacağını yine karakterin kendisinin belirlediği. İyi -kötü, güçlü-zayıf, heyecanlı-durgun… karakterler olmak da hep bu kahramanların kendi elindedir.

Belki biraz kaderci anlayışların, biraz determinist bir yaklaşımla harmanlanarak “neden?“ – “niçin?” bağlamında, sonuçların öngörülerek; nesnel dünyanın bilinebilir ve olanaklar çerçevesinde değiştirilebilir olduğunu görebilmek, öykülerin daha farklı yönlere ilerlemesine imkân tanıyabilir… “Herhangi bir olayda neden – sonuç ilişkisi biliniyorsa, nedenin değiştirilmesiyle sonuç da değişecektir” kuramı belki de kaderci anlayışların, gerçek hayattaki rol dağılımında biraz daha elle tutulabilir noktalara taşınabilmesi yönünde yeni ufuklar açacaktır öykü kahramanlarına.

Düşünüldüğünde bu koskoca kainatta, tıpa tıp birbirine benzeyen öykü olmadığı gibi,tıpa tıp birbirinin aynı insan da yok. Milyarlarca farklı insan ve milyarlarca farklı yaşanmışlık gizli bu dünyanın tozlu yapraklarında. Bazen alizelerin savurduğu bazen kuzey rüzgârlarının uçurduğu, bazen çöl sıcaklarının kavurduğu bu gizemli ama bir o kadar da aşikâr sonsuzlukta…

Şu koskoca dünyada yedi milyar insandan biri olmak, ormanda giderken yerde gördüğümüz karıncalardan biri olmak gibi bir şey olsa gerek!…

O halde; yaşayacağımız öykü öyle bir öykü olmalı ki, sadece kendi kitabımızın kahramanı olmaktan ziyade, birçok kitabın baş kahramanları arasında yer alabilmek, dünyamızın tozlanmış raflarından kendimizi kurtarıp, klasikleri arasına girebilmek için kaderci anlayışımızın yanı sıra biraz da determinist olmak, neden ve nasılları bilerek daha güzel öyküler yazarak kalıcı olmak gerekmez mi?

Öykülerinizin, başyapıt olması dileğiyle…

Sosyal medyada paylaşın

Yorum Yazın

error: KOPYALAMA YAPAMAZSINIZ !!