HİÇ KİMSE YALNIZ KALMASA!

 

Dışarıda kar yağıyor mu, yağmıyor mu, hava soğuk mu sıcak mı hatta gece mi gündüz mü onu bile bilmiyordu genç adam. Başını yasladığı iki elinin arasındaki gece karası, dağınık dalgalı saçlarını avuçlarıyla kavramış, düşüncelerine tutsak soluyordu şimdi yalnızlığını. Yaşamanın, nefes almaktan öte bir şey olduğunu daha iyi anlıyordu üstelik şimdi. Evet, evet, başka bir şeydi yaşamak…

Müebbet bir yalnızlığa tutsak olmuştu kalbi, hissediyordu. Onu, içinden yazdığı şiirleri, şarkıları söyleyemeden, gülümseyerek uğurlayışına kızıyordu. Anlamsız gururunun tuzağına düşmüş olmasının acısını hissetti iliklerine kadar.

“Gurur benim neyimeydi ki?” dedi mırıldanarak.

Yatağının üzerinde asılı duran takvim, hâlâ aynı tarihi gösteriyordu. Kaç yaprak kopması gerekiyordu o günden bu güne bilemedi. Ama bildiği bir şey vardı; yüreğine kar, düşüncelerine ‘sevi’ yağıyordu… Yüreği üşürken derin bir uçurumda arıyordu, kırdığı kalbi. Küçük bir kuşun kanadında olmayı düşledi o an. Kuşbakışı görebilmek, dalıp uçurumun dibinden çıkarabilmek için o kutsal hazineyi, dualar etti dili döndüğü, aklı erdiğince…

Oysa yalnız değildi aslında. Her iki yürek de yalnızlığın farklı ellerinden tutuyordu şimdi. Ayrılık, öyle uyuşturuyordu ki yüreklerini; aynı göğün altında, ayrı güneşler aydınlatıyordu sanki her ikisini de şimdi. Yalnızlık bir çekilse aradan, kavuşmak an meselesiydi belki.

Bu bir yazgıysa, sayfa sil baştan yeniden yazılsa… Bir filmse, yönetmen yeniden çekse. Her sekansa daha güzel duygular monte etse… Bir rüyaysa, biri uyandırsa…

Eğer böyle düşünecekse hem adam hem de kadın, Mevla yeniden yazsa!…

Yalnızlık Allah’a mahsussa; hiç kimse yalnız kalmasa!

 

Sosyal medyada paylaşın

Yorum Yazın