KIRMIZI BAŞLIKLI KIZ MASALINDAKİ KURT

Yazık şu koskoca tarih şeridinde; gücün, şişkin cüzdanların ve şişkin egoların rant yaptığı; bilginin, görgünün, asaletin, adaletin ve ahlakın, tüm bu içi boş şişkinliklerin arasında havası kaçan bir balon gibi uçarak yere düştüğü bir çağa rast gelmişiz.

Oysa güçlülerin bencil tavırlarını, birbirlerine ve takipçilerine gösteriş yaparcasına, umarsızca sergilediği sanal âlem manzaralarında, güçsüzlerin de altta kalmamak için birçok şeyi –müş gibi yapmaya çalıştığı o yalan dünyadan gerçekliğe bir çevrilse başlar, kim bilir nelere tanık olacak o gözler?

Yiyecek ekmek bulamayan, içecek suyu olmayan insanlar, tacize uğrayan çocuklar, kadınlar, hırsızlığın, dolandırıcılığın modern görünümler altında meşrulaştırıldığı mecralar, paspallığın, serseriliğin, abuk sabuk hareketlerin alkış topladığı âlemler, kötülerin, kötülüklerin Kırmızı Başlıklı Kız masalındaki kurt gibi masum gösterilmeye çalışıldığı bu zaman diliminde gördüğümüz yanlışların doğru diye yutturulmaya çalışıldığı sayısız olaylar ve mekânlar…

Dünya denen o kazan, içinde kaynattığı kaosun bu kadar fokurdayacağını hiç düşünmüş müdür bilemem ama şu an kaynamaktan, suyuyla birlikte tüm besin değerlerini yitiren, artık bir posanın içindeymişiz gibi hissetmekten alamıyorum nedense kendimi.

“İnsanlık nereye gidiyor, nerde bitiyor ya da aslında bitti de uzatmaları mı oynuyor?” karar verememiş olmakla birlikte, yiten onca insani değerimizi yaşamış olduğum şu kısacık ömürde bu kadar hızla arar duruma geleceğimi doğrusu hiç düşünmemiştim.

Sokakta dövülen, tacize uğrayan hatta öldürülen bir kadını kurtarmak için yardım etmek yerine izleyip kameraya kaydetmek derecesinde bitmiş, tükenmiş hatta kokuşmuş bir insanlık!

Komşusu açken “Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yiyip” şaşalı hayatlar süren insanlık!

Bir hayat kurtarmak adına vücudundan bir damla kanı, ölmüş bedeninden toprağa karışacak bir organla hayat kurtarabilecekken seyirci kalan insanlık!

Üretecek, iş kuracak parası varken üretime katkı sunmak, insanlara umut olmak yerine parasını bankalara istifleyerek istihdam sağlamaktan korkan insanlık!

Sadece insanlara değil, hayvanlara ve doğaya da acımasızca davranan insanlık!

Tepişen fillerin ayaklarının altında, toprağın üzerindeki çimler gibi ezilmeye mahkûm bırakan insanlık!

Ama en çok da artık hayattan beklentisi kalmayan, umudunu yitiren, umudu müebbet yiyen insanlık!

İnsanların umarsızca, bencilce, türlü sahtekârlıklarla alt ettiği insanlık bugün, insan kalmayı başarabilenlerin umutlarını müebbede mahkum etmişken gerçek mutlulukların da katili olmuş durumda. Sosyal medyada paylaşılan gülümseyen fotoğrafların ardındaki sahtelikler, mutluluk denen o kavrama hüküm giydirirken, sadece insanlığını değil, gerçekliğini de yitirdi dünya.

Elimizde kalan tek gerçeklik ölüm! O soğuk, sevimsiz gerçekliğe bile bir kaçış olarak bakabiliyorsa eğer bugün insanlar, söylenecek bir şey kalmamış, SÖZÜN BİTTİĞİ YERDE’yiz demektir.

Sosyal medyada paylaşın

Yorum Yazın