KORKULUK

KİLİM GAZETESİ/ BADEN-WÜRTTEMBERG, ŞUBAT 2021

Sıkı, sımsıkı tutun yüreğinizi, o giderse, sizden geriye boş bir beden kalacak çünkü!

Bilmem yanlış mı düşünüyorum ama sadece ruhunu değil, yüreğini, vicdanını ve tüm benliğini yitirmiş akıl tutulmalarının yaşandığı bir zaman diliminden geçiyoruz. Bizi biz yapan, insanı insan kılan vasıflardan arınmış tarla bekçisi korkuluklara dönüştü insanlar. Üstelik şu meşhur çocuk masalı “Oz Büyücüsü”ndeki kalbini arayan teneke adam ve beyin isteyen korkuluk kadar bile farkında değiliz eksikliğimizin.

İşte en kötüsü de bu belki. Eksikliklerimizin farkında olmamamız. Parası olan, yaşamak için ihtiyacı kadarına sahip olduğunun farkında değil, etrafında ihtiyacı olan bir sürü insan olduğunun, onlarla paylaşması gerektiğinin, cahil insan cahilliğinin, kalpsiz, duygusuz insan taş kalpliliğinin, vicdansız insan insanlığını yitirdiğinin farkında değil. Herkes her şeyi varmış da sadece tek eksiği paraymış gibi davranıyor. Oysaki çok daha büyük bir kayıplar içindeyiz insanlık olarak. Bunlardan biri belki de en önemlisi: SEVGİ!

Büyük bir sevgi yoksunluğu yaşıyoruz dünyada. Her şey gri, renksiz, tatsız tuzsuz… Her şey anlamını yitiriyor bir bir… Sonbaharda yaprak döken ağaçlar kadar kuru kalpler. Oysa Modern Zamanlar Dervişi adlı romanımda da dile getirdiğim gibi kâinatın yaratılış sebebi sevgi. Özün özü, varlığın temeli…

Yüreğinde sevginin kırıntısı olan kötü olamaz. Sevmenin gerçek anlamını bilen hiçbir canlıya zarar veremez. Sevgiyi sol yanında taşıyan, onu gerçekten hisseden; insanı sever, doğayı sever, hayatı sever, dünyayı sever, yeri göğü, yaratanı, yaratılanı… her şeyi sever. Sevdikçe büyür yüreği, büyüdükçe daha iyileşir daha güzelleşir zihni, bedeni, benliği.

Ve biz bugün, dünyanın özündeki bu güzel duyguyu itinayla siliyoruz yeryüzünden. Dudaklardaki içten tebessümü, gözlerdeki gerçek mutluluğu kazıyoruz. Hepsinin yerine oluşturduğumuz sahte parıltılı bir evrene, yalancı, riyakâr insanlar bırakıyoruz. Yaşadığımız topraklara sığamayıp savaşlar başlatıyoruz, içtiğimiz suya kanamayıp boşa harcıyoruz, yakıp yıkıyoruz geçtiğimiz yerleri, doğayı tahrip ediyoruz, havayı kirletiyoruz, kadınlara, çocuklara, hayvanlara eziyet ediyor, katlediyoruz… Ve tüm bunların sonucunda ilgisiz, sevgisiz, kimsesiz, bencil nesiller yetiştiriyoruz.

Elindekini paylaşmayan, yanındaki aç, yoksul insanı görmeyen, yardıma muhtaç olanın halini anlamayıp ondan fayda sağlamayı kurnazlık sayan, vicdan yoksunu, bencil ve kalpsiz insanlar yetiştiriyoruz. Üstelik bir de gördüğümüz halde görmezden gelip  “Ne yapalım, dünya artık değişti, böyle olması gerek!” deyip bile bile yangına körükle giden haksız olduğu konuda bile kendine hak veren insanlar. Herkes böyle dediği için böyle olduğumuzun bile farkına varamayarak insan olarak dünyaya gönderilen canlıları birer birer korkuluk haline dönüştürüyoruz. Sevgiyi presleyip günlere sığdırıp “Sevgililer günü, Anneler Günü, Babalar günü” vb. diyerek, diğer günleri sevgisiz bırakıyoruz.

Sevmekten korkuyoruz. Sevgiyi ayıp sayıp, şiddettin normalleştirilmesine katkı sunuyoruz. Yok, ben öyle yapmıyorum demeyin. Hepimiz, farkında olarak ya da olmayarak yaptığımız hatalar yüzünden mutsuz, sevgisiz, ruhsuz insan topluluklarının yaşadığı dünyaya dönüştürdük bu gezegeni. Yakında yapay zekâların yöneteceği boş bedenlere doğru evrilmenin endişesiyle, insanca yaşayacağımız bir dünyada sevgiyle kalın…

  •  
  •  
  •  
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALAMA YAPAMAZSINIZ !!