S.O.S. (Sorgula-Oku-Sentezle)

Bir süre önce okuduğum bir makalede, sözü edilen araştırma bana çok da yabancı gelmemişti. Üzerinde araştırma yapılan bir grup başarılı Türk öğrenci ve Avrupalı öğrenci bir sınava tabii tutulmuşlar. Sınav; öğrencilerin bilgi, beceri ve hayal güçlerini ölçmeye yönelik sorulardan oluşmakta imiş.

Türk öğrenciler, ezber gerektiren tüm soruları büyük bir başarıyla çözümlemişler. Avrupalı öğrenciler Türk öğrencilerin biraz gerisinde kalmış. İkinci aşama olan hayal gücü ve beceri gerektiren konularda Avrupalı öğrenciler öyle güzel fikirler üretip yorumlar yapmış ve bunları o kadar güzel sunmuşlar ki bizim öğrencilerin çalışmaları yanında sönük kalmış. Neredeyse orijinal fikirler üretememişler bile. Bildikleri sıradan örneklerin dışına çıkamamışlar. Dolayısıyla daha yüksek puan içeren ikinci bölüm yüzünden bizimkiler başarılı olamamışlar.

Bunu niye anlattım?… Elbette ki öğrencilerimizi yermek için değil. Türk insanı zekidir, çalışkandır, üretkendir… Buna inancım tam. Sorun “Ne ekersen onu biçersin!’” noktasında. Sorun, çocuklarımızı nasıl yetiştirdiğimiz konusunda.

Bu sınavın sonucu bizi yine her zaman ki noktaya getiriyor. Ezberci bir milletiz, ezberci bir nesil yetiştiriyoruz. Okuyan, anlayan, okuduğunu yorumlayan ve bunu sözlü ve yazılı ifade edebilen insanlar yetiştiremiyoruz.

Okumadığı için ufku açılmayan, okumadığı için düzgün cümleler kurup konuşamayan ve yazamayan, okumadığı için farklı düşünceleri, doğruları yanlışları göremeyen, etrafında gördükleri ile okuduklarını sentezleyemeyen, kendi beyin süzgecinden geçiremeyen bir millet olmamızın en belirgin nedeni bu.

Hazıra alışmışız bir kere. Evde anne baba ne derse doğrudur yapılacaktır, okulda öğretmen her şeyi bilir o ne derse doğrudur, çalışma hayatında patronun söylediği geçerlidir o ne derse o yapılır, şehirlerde mülki amir ne derse katıksız doğrudur, ülkede ülke başkanının söyledikleri doğrudur… Bunu böyle sıralayıp gidebilirsiniz bizim ülkemizde. Çünkü sorgulamayı öğrenmemişiz hayatımızda. Soru sorduğumuzda azar işitip “Sen sus, sen bilmezsin, senin aklın ermez bu işlere !…” sözleriyle gelmişiz bu günlere. Sormak ayıp, suç olmuş. Sorgulamaksa haddini aşan bir tavır.

İşte bu mantalite, bizim yerimize düşünüp karar veren insanları katıksız kabullenme mantığına sürüklemiş bizi. Zira düşünmeyi de sevmeyecek derecede hazıra alışmış bir milletiz.

Aslında düşünmek, soru sormak için de bir şeyler bilmek gerekir, sentez yapabilmek için de, fikir üretebilmek yorum getirebilmek için de… Önce okuyup öğreneceğiz, sonra okuduklarımızın doğru olup olmadığını sorgulayacağız. Kendimiz bilemiyorsak günümüzde sorgulayabileceğimiz, araştırabileceğimiz milyonlarca kaynak var, araştıracağız. Sonra araştırdıklarımızı önümüze koyup mantığımızın öngördüğünü kabullenmeyi ya da araştırdıklarımızın doğru ve yanlışlarını ayrıştırıp her birinin doğrusunu seçebildiğimiz sürece başarı bizimle olacaktır. Aksi takdirde sürünün içindeki diğerlerinden hiçbir farkımız olmayacaktır. Daima bizi yöneten, idare eden, talimatlar veren insanlara bağımlı yaşamaktan başka şansımız da…

Sosyal medyada paylaşın

Yorum Yazın