SAÇMALARDAN SEÇMELER…

Son günlerde sosyal medyada viral olan, hızla tüketilen saçma sapan içeriklerdeki artış sizi de rahatsız ediyor mu?

Şahsen beni ediyor!

Genç, yaşlı her yaştan insanın garip garip hareketlerle, saçma sapan söylemlerle videolar çekip çeşitli sosyal medya mecralarında yayınlamaları ya da canlı yayın açıp abuk subuk hareketlerine, söylemlerine izleyici bulup yüksek sayılara ulaşmalarını insanların da bu saçma sapan şeyleri seçip izlemelerini hayretler için de izliyorum.

Bedenini sergileyen kadınlar, iğrenç, banal, seviyesiz konuşmalar, her yaştan insanın aklın mantığın almadığı dengesiz hareketlerle saçma sapan ifadelerle israf ettikleri/ettirdikleri zamanlar… Hem üretenin hem tüketenin kurban ettiği ömürlerden en kıymetli anlar!

Gün geçtikçe aklın, bilimin, sanatın… vb. ışığında faydalı işler yapalım, gençlerle aydınlık yarınlar için planlar kuralım diye düşünürken dünyanın evrildiği bu garip noktayı esefle izliyorum. Para, şan, şöhret, tanınırlık, takipçi kazanmak için neredeyse ruhunu satan insanlar, insancıklar… Hani iyi, faydalı bir şeyler hazırlayıp paylaşsalar başım üstüne!

Ha onlar da var, yok değil! Ama faydalı bir içerik üretenlerin izlenme oranları, saçma sapan içerik üretenlerin yanında deve ile pire misali. Sizi bilmem ama anlamsız, faydasız, gereksiz hatta saçma sapan şeylere olan bu ilgi, benim geleceğe dair ciddi ciddi kaygılanmama neden oluyor.

Evet, biliyorum günümüzde hızlı tüketim artık maalesef toplumların yaşam şekli oldu ve günlük hayatımızın merkezine oturdu. Ama yarım asırlık ömrümde, saçmalığın bu kadar rağbet gördüğü, prim yaptığı bir zaman dilimine hiç rastlamamıştım.  

Şüphesiz, toplumların değerleri ve ilgi alanları zamanla değişiyor. Günümüzde, hızlı bir şekilde tüketilen, sığ içeriklere ve popülist söylemlere daha fazla ilgi gösteriliyor olması bu değişimin bir sonucu belki. Ama derinlikli düşünceye ve kaliteli içeriğe olan talebin gün geçtikçe azalıyor olması büyük bir sorunun ya da yaklaşan bir sonun habercisi sanki!

Zira saçma sapan içerikler, derin düşünme becerilerini zayıflattığı gibi izleyenleri zihinsel tembelliğe itiyor. Hızlı tüketilen, düşünce gerektirmeyen içerikler, insanların düşünme ve farklı konuları analiz etme yeteneklerini sadece azaltmıyor, yok ediyor!

Saçma içerikler, değerleri ve anlamlı olan her şeyi yok ederken izleyicilerin, gerçekten nitelikli içeriğe erişimlerini kısıtlıyor, onların anlamsız ve yüzeysel eğlenceye alışmalarını sağlıyor. Bu durum, toplumun entelektüel ve kültürel olarak yoksullaşmasına neden oluyor.

Saçma içerikler, insanlarda gerçeklikten kopuk bir algı oluşturuyor ve insanları duyarsızlaştırıyor. İnsanlar, saçma içerikler aracılığıyla sunulan sürekli gülme ve eğlenme dürtüsüyle gerçek dünyanın ciddi meselelerinden uzaklaşıyor. Bu durum, toplumsal sorunlara duyarsız bir nesil yetiştirilmesini sebep oluyor.

Yalan mı? Kaldırın kafanızı ve şöyle bir etrafınıza bakın!

Bununla da sınırlı değil elbet durum.

Saçma sapan içeriklere aşırı maruz kalma, dijital bağımlılığı artırıyor ve bir süre sonra insanlarda fiziksel sağlık sorunlarına yol açıyor. Uzun süreli ekran karşısında kalma, göz yorgunluğu, uyku bozuklukları, depresyon ve fiziksel aktivitenin azalması ile aşırı kilolu insanların artması ve daha sayamadığım pek çok şey…

Ve saçma sapan içeriklerin yaygınlaşması, özellikle çocukların, gençlerin, eğitim ve kişisel gelişim süreçlerini olumsuz etkiliyor. Nitelikli içeriklere erişimde zorluklar yaşayan gençlerde özellikle okuma alışkanlıklarının azaldığını hatta yok olduğunu görüyoruz. Ahlak kavramı, etik değerler, liyakat gibi erdemli şeylerden bahsedemiyorum bile!

Sosyal medya fenomenliği sayesinde kolay para kazanma, kısa yoldan zengin olma ve benzeri hayallerin peşinden koşarak hayatın gerçekliğinden uzaklaşan gençlerin asosyal kişilikler geliştirerek ruh sağlıklarında ciddi yaralar aldığını görüyoruz.

Siz görmüyor musunuz?

Saatlerce elindeki cep telefonunun ekranını kaydırıp garip garip içerikleri izleyip izlediği saçmalıklardan haz alıp eğlenen bir gence nasıl kitap okutabilirsiniz ki?

İnsanların okuma oranlarına bir bakın, ne kadar azaldığını görmek için bilim insanı olmaya gerek yok!

Saatlerce telefon başında, ekrana bakan bir gencin bireysel olarak sosyalleşmeye zamanı kalır mı sizce?

Türlü şaklabanlıklara para gönderen insanlar oldukça, öğrenmeye kafa yormak nasıl mantıklı gelecek gençlere?

Yaptığı abuk sabuk hareketlerle viral olup çok para kazanan insanları gören gençler, eğitim için kafa yormaya ihtiyaç duyar mı?

Peki, bunları görüyoruz ve biliyoruz, neden boş boş bekliyoruz? Neden bir şeyler yapmıyoruz? Neden insanlığın bu akla ziyan duruma sürüklenmesini çaresizce izliyoruz? Sizce de bir şey yapmak gerekmiyor mu?

Denizyıldızı hikâyesini bilirsiniz. Hani kurtardığı tek bir denizyıldızını işaret edip :

”BELKİ HEPSİNİN HAYATINI DEĞİŞTİREMEM AMA BUNUN İÇİN HER ŞEY DEĞİŞTİ!” dediği o anlamlı cevabı…

İşte o hikâyede olduğu gibi biz de etrafımızdan başlamalıyız bu gidişatla mücadeleye. Birilerinin hayatına dokunmalıyız, dokunabildiğimiz kadar. Herkese ulaşamasak da ulaştıklarımızın hayatını değiştirmelerine yardımcı olmalıyız.

Bence, öncelikle toplumlar, medya tüketimi konusunda bilinçlendirilmeli ve sağlıklı medya alışkanlıklarına teşvik edilmeli. Bunu biz tek başımıza yapamayız, o yüzden birlikte hareket edeceğimiz insanlar bulmalıyız.

Saçma sapan içeriklerin ve popülizmin yaygınlaşmasını, toplumsal bir sorun olarak kabul etmeli ve sağlıklı medya tüketimi alışkanlıklarını teşvik etmek için hepimiz bireysel olarak çaba göstermeliyiz.

“Ağaç yaş iken eğilir.” düsturuyla hareket edip ebeveynler olarak, çocuklarımıza medya tüketimi konusunda rehberlik etmeli ve ilk önce evimizde sağlıklı medya alışkanlıklarına çocuklarımızı teşvik etmeliyiz. Onlara rol model olmalıyız. Böyle bir çağda tamamen dijital platformlardan çocuklarımızı uzak tutmamız belki zor ama onları kontrol altında tutmamız mümkün!

Toplumların sosyal çevrelerinde şekillendiğini düşünürsek; öncelikle dünyanın her köşesinde çağdaş, akılcı, aydın ve bilinçli yöneticilere ihtiyacımız olduğunu hatırlayarak vatandaş olarak bizi yönetecek bilinçli insanlar seçmeliyiz.

Ama yine de teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin her şeyin ailede başladığını unutmamalıyız. Bilinçli aile, bilinçli sosyal çevre, bilinçli toplumların temel taşlarıdır. Bilinçli toplumlar, bilinçli yöneticileri seçer. Ve unutmayalım ki, insanlar neyi yaşamak istiyorlarsa onu yaşarlar.

Çocuklarımızı saçma sapan dijital dünyadan çekip çıkarmak istiyorsak onlara iyi örnek olacak bilinçli aileler olmakla işe başlayabiliriz belki de!

Kalın sağlıcakla!

Paylaşın herkes okusun ;

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir