SAĞ MI ÖLÜ MÜ?

Fransa’nın köylerinde yaptıkları resimlerle geçinmeye çalışan dört ressam, yiyecek bir şeyler alacak paraları dahi olmadığı günlerde tablolarını iyi fiyata satabilmenin yollarını araştırır. Kendilerince değerli buldukları tabloların altında etkileyici bir imza olsa çok yüksek fiyatlara satabileceklerini düşünürler. Ve bir karar verirler. Aralarından birini böyle çarpıcı bir isim haline dönüştürmek için kura çekerler.

Carl, büyük sanatçıların yıllarca aç sefil yaşayarak öldükten sonra eserlerinin değerlendiğini söyleyerek aralarında seçtikleri bu kişiyi öldürmeleri gerektiğini söyler. Bir anda diğerleri tepki verir. Sonra Carl sözlerine “ Aramızda ölecek olan kişi üç ay boyunca hiç durmaksızın resim yapmalı. Olabildiğince fazla eser vücuda getirmeli. Kimi yarım kalan eskiz çalışmaları, bitmemiş desenler, taslaklar… her birinin üzerinde on on iki vuruşluk fırça darbeleri olacak bitmese de; ama imza mutlaka atılacak çalışmanın altına. Ölecek arkadaşımız bu işle uğraşırken biz de Parisli resim alıcılarına onu tanıtmaya, onları büyük olaya hazırlamaya çalışacağız. İşler tam rayına oturduğunda, birden ölüm haberini yayacağız ve ünlülere yaraşır bir cenaze merasimi yapacağız.” der. Ve planı uygulamaya koyarlar. Ölüm kurası Millet’ye çıkar.

Millet, evde planlandığı üzere resim yapmaya devam ederken üç arkadaş onu piyasaya pazarlar. Daha önce bir parça pirzola karşılığı verdikleri tabloyu,  pazarlamacı arkadaşı Millet’in imzasını çok iyi tanıdığını söylemek zorunda kalan adama yüz Frank karşılığı satar. Daha önce oturduğu evin resmine on Frank vermeyen bir adam, tabloyu yapanın Millet’in öğrencisi olduğunu öğrenmesi üzerine yüz Frank karşılığında alır resmi.

Daha sonra Mille’nin basında yer almasını sağlarlar. Bölge gazetelerinde,  Millet’yi sanat çevresinin yakından tanıdığı haberlerini yayımlatırlar. Plan tutmuş kazançları neredeyse dokuz bin Frank’a ulaşmıştır. İşi daha fazla büyütüp hata yapmaktan korkan dört arkadaş Millet’in cenaze törenine karar kılarlar. İçinde Millet’in balmumu maketi olan tabutu taşırlar. Sonuçta tam bir başarı sağlanmıştır. Paris, Millet’nin resimleri ile dolarken genç ressamlar da zengin olmuşlardır.

Mark Twain’in “Sağ mı ölü mü?” hikâyesinin kısa bir özetini yaparak geçmişten günümüze “marka” düşüncesinin hala hiç değişmeden devam etmekte olduğunu vurgulamak istedim. Sanata ve sanatçıya bakış açısının özünde hiç değişmeden sadece kabuk değiştirdiğini bir kez daha gözler önüne sermekti belki de gayem. Yüz yıllar geçse de insanın hep aynı kaldığını, kabuğunu kıramamış olduğunu fark etmek  ve ettirmek!..

Bugün resimden müziğe, heykelden edebiyata bütün sanat dallarında aynı anlayışın devam ettiğini görmek hiç de zor değil. Müziğin tek bir notasına vakıf olmayan şarkıcının imaj danışmanlarının yaptığı, iki kelimeyi bir araya getiremeyen insanların yazar olduğu bir pazarda; entelektüel görünmeye, aydın olmaya çalışan ama aydıncık olmaktan öte geçemeyen insanlarla doldu etrafımız.

Medyanın allayıp pullayıp sanat- edebiyat dergilerinde önümüze sunduğu kişilerle yapılan röportajlar, tanınmış simaların bu insanlar için söylediği yaldızlı laflar, boy boy fotoğrafların ardından piyasada adı alıp yürüyen ressam, şarkıcı, heykeltıraş, şair, yazar kalabalığı… Tek fark artık ölmelerini beklemiyoruz. Ama bir anda parlayıp kayan yıldız misali izlemekle yetinebiliyoruz

Önemli olan içerik değil göz kamaştırıcı herhangi bir ürün gibi raflarda yer alan yazılı eserler,  duvarda asılı tablolar, kutularda dizi dizi cd’ler… Zaten (gerçek sanatseverleri tenzih ederek) birçok kendini sanatsever olarak niteleyen insan da sadece satın aldığı ürünü rafına koymak, duvarına asmak ya da ziyaretçi kabullerinde entelektüel görünmek için bir aksesuar olarak kullanıyor o eserleri. Zira ünlü imzalar prestij kaynağı oluyor onlar için. Ünlü bir ressamın tablosu duvardayken, çalışma masasında ünlü bir yazarın eserinin üzerinde duran bir gözlük değer katıyor kişiye.

Ha bir de sanatçı, bu koca sanat pazarında bir yer edinebilmek için oluşan popüler kültür gereği, içinden geleni değil halkın rağbet ettiğini beğendiğini üretmek zorunda kalıyor. Artık beklenen ilham para etmiyor, sanatçı talebe göre arz ediyor eserini maalesef.

Sanata ve sanatçıya, ürettikleri eserin mahiyetine göre kıymet veren bilinçli nesillerin yetişmesi, gerçek sanatseverlerin artması, ilham perilerinin eski görevlerine geri dönebilmeleri, sanatçının sağ mı ölü mü olduğunun önem arz etmediği  günler görebilmek temennisiyle…

Sosyal medyada paylaşın

Yorum Yazın