SAVAŞ

KİLİM GAZETESİ, BADEN-WÜRTTEMBERG, MART 2022 

Bir şeyler oluyordu. Havada bir gariplik vardı. Fırtına öncesi sessizlikte, sabahın ıssızlığını soluyordu havada dönüp duran kuşlar. İnsanların kimi uykuda kimi yeni uyanmış, mahmur. Mışıl mışıl uyuyan yavrulara, dışarının titreten soğuğundan yataklarına sinmiş nice insanlara inat, önce haşmetli savaş uçaklarının bol çelikli sesleri dövdü gökyüzünü, sonra taşıdıkları bombalar yeryüzünü…

Sonra acı acı çalan siren sesleri…

Bir anda kan revan, bir anda mahşer yeri, ana baba günü yeryüzü! Az önce ıssızlığı soluyan kuşlardan eser yok. Belki de çığlıkları karıştı insanlara. Bağıran, ağlayan, inleyen canhıraş sesler ilişti göğe… Az önce yatağında uyuyanların, ebedi uykularına yattıklarından habersiz cansız, nefessiz bedenleri, onlara bir vedayı bile reva görmeyenler yüzünden sessizce, isteksizce çevirdi ebedi yolculuğuna yönünü.

İnsanların yerine acının kol gezdiği sokakların titreyen elleri, aynı kaderi paylaşanların peşinde kenetlendi. İstikamet karanlık, soğuk yeraltı mahzenleri…

Bir hikâyenin ya da romanın ilk satırlarını okuduğunuzu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çok kısa bir süre önce kelimelerin bile kifayetsiz kaldığı karanlık ve kanlı bir sabaha uyandı bir ülkenin insanları. Bir günde belki de bir saat içinde, birden bire değişti hayatları.

Sefalet ve kederden başka bir şey değil savaş. Yakıp yıkan, öldürüp yok eden, primitif, çağ dışı bir olay, insanları bir anda alt üst eden, varken yok eden… Koskoca bir gezegene sığamayan, onu paylaşamayan insanların hırslarına, ihtiraslarına taassuplarına sarmalanmış bir tır yükü keder. Ne için kim için onca canla ödenen bedel? Değer mi, tek bir insan ömrüne karşılık gelebilir mi bu mesnetsiz icraatlar?

Hepimiz aynı güneşe bakıp aynı yağmurda ıslanırken aynı yıldızların altında hayal kurabilecek, aynı çiçekleri koklayıp aynı denizlerde yüzebilecekken; yakıp yıkmak, insanlara, hayata ve doğaya meydan okumak ona sahip olmaya çalışmak niye? Neden tüm bu yaşananlar, masum insanlara reva bulunanlar, neden?

Nedir savaş? Kim sever, kim ister? Akıllara ziyan bir duruma insan neden meyleder?

Savaş, kötüdür.

Savaş, ölümdür.

Savaş, yokluk, yoksulluk, yoksunluktur.

Savaş, bencillik, hırs ve egonun, insanlar üzerine düşen gölgesidir.

Savaş, istenmeyen, sırt çevrilen, sevmeyi bilmeyen zavallı kalplerin, aldan karaya çalan insanların yüz karasıdır.

Oysa ne yazık ki tüm kötülüklerine rağmen, insanlık tarihi savaş güzellemeleriyle dolu nice destanlara kucak açmış ve onları hayranlıkla okumuştur. Ve sonuç olarak Platon’un da dediği gibi savaşın sonunu yalnızca ölüler görmüştür.

O halde Ata’mızın dediği gibi  “Yurtta sulh, dünyada sulh.” olsun bizim de son temennimiz.

Paylaşın herkes okusun ;

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir