ŞİFREYİ YAZ VE…

Mutlu yüzlere, gülen ama gerçekten içten gülen çehrelere hasret bir toplum haline geldik. İnsanların mutluluklarının bile sahte olduğu bir dünyada nedense en mütebessim ifadelerin arkasından çıkan en acı hikayeleri duyarak, sahte tebessümlerle perdelenmeye çalışılan haleti ruhiyelere bile alıştık.

Mutluluk, aslında yanı başımızda ama belki de biz göremiyoruz onu. Belki bakmasını bilmiyoruz, belki baktığımız yerde ama biz göremiyoruz… Aslında belki de mutluluğun ne olduğunu bilmiyoruz…

Peki o zaman nedir mutluluk?…

Antik Yunan’da mutluluk, ahlaklı olmak ve erdemli bir hayat yaşamak demekti. Descartes, mutluluğu “Bir ruh memnunluğu ve iç hoşnutluğu” olarak tanımlarken; Descartes’a göre mutluluk erdeme, erdem de aklın iyi kullanılmasına bağlıdır. Eflatun, mutluluğun akıl, fiziksel arzular ve ruhun uyumuyla yakalanacağını söyler. Bugün “New age” akımıyla yeniden yükselişe geçen “ruh-zihin-beden” mantığıyla anlatılmak istenen mutluluk anlayışı temelde Eflatun’un öğretisine dayanıyor aslında.

Aristo’ya göre “Mutluluk, insan yaşamının biricik amacıdır. Hayatımız boyunca harcadığımız tüm çabalar mutlu olmak içindir ve mutluluk, ancak erdeme ve kusursuz bir karaktere ulaşarak yakalanabilir. Kişi ancak hayatının bütününü soylu bir biçimde yaşarsa mutlu olabilir.”

Bana göre Epikür mutluluğun en güzel reçetesini vermiştir. Mutlu olmak için insanın üç şeye ihtiyacı vardır: “Dostluk, Özgürlük ve Düşünmek.”

Hiç şüphesiz ki diğer tanımlamalarda üzerinde durulan erdem, akıl, iç hoşnutluğu önemli konular ve hiç şüphesiz mutluluğu tetikleyen unsurlar; ama yine de Epikür’ün üçlemesi bana mutluluk tanımı için daha yakın kavramlar olarak göründü.

Zira insan, bedenen ve zihnen sağlıklı ve özgürse işte kanaatimce gerçek mutluluk orada başlar. Özgürlüklerini dostlarıyla paylaşan insan sosyal bir varlık olmanın gereklerini yerine getirerek edindiği iç huzuruyla mutlu olabilir. Elbette bir insanın mutlu olabilmesi için başka şartlara da ihtiyacı vardır. Mesela olmasa olmazlardan “para”. Geçinebilecek kadar para ama…

Zira araştırıldığında piyangodan yüklü para çıkanların akıbetleri ile parasız olan insanların yaşantıları ve sonları, dikkat edilirse pek iç açıcı olmamıştır.  Atalarımızın dediği gibi her şeyin azı karar çoğu zarar bu dünyada.

Dalay Lama “Son derece modern ve rahat bir binanın yüzüncü katında, en yüksek teknolojiye sahip bir daire bile satın alsanız mutlu olamayabilirsiniz. Eğer zihinsel uyumu yakalayamazsanız arayacağınız tek şey, atlamak için bir pencere olacaktır.” der.

Düşünüldüğünde, insanların mutluluklarını ya da mutsuzluklarını belirleyen kadermiş gibi görünse de belirleyici olanın karakterleri olduğu görülecektir.

Tıpkı Polyana gibi… Evet, belki fazla iyimser bir örnek ama mutlu olmanın, bakış açısıyla alakalı bir kavram olduğunu yansıtan en güzel hikaye bence. Ama daha önce de dediğim gibi her şeyin fazlası zarar, bu bilinçle hareket etmek şartıyla… Zira en olumsuz şeylere de memnun olup hiç tepki vermemek değil kastım. Sonra mutlu olalım derken duyarsız bir insan olma yanlışına düşebilir insan. Aradaki ince çizgi çok keskin. Dikkat etmeli, yoksa maazallah mutlu olmak adına, en önemli erdemlerini farkında olmadan yitiriverir insan.

Kısacası mutluluk, içinizde bir yerlerde saklı, bulup çıkarmak ise sizin elinizde… Şifre; istemek, hedef belirlemek ve azmetmek ama küçük şeylerle de mutlu olmayı bilmek… Haydi o zaman; şifreyi yaz ve mutlu ol! …

 

Sosyal medyada paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALAMA YAPAMAZSINIZ !!