SÜKUT İKRARDAN OLSA

 

Susmak, çok şeye gebedir kendi sancılarının içinde. Kıvransa da insan kendi yokluğunda, kavrulur, demlenir, olgunlaşır o esnada. Sustukça mevsimler geçer yüreğinden, nice yapraklar dökülür, güneşler açar fırtınalar savurur ruhunun yapraklarını süpürür, kimsesizliğinde üşür ve sonra ısıtır yine sessizce…

Resmi geçit yapar belki de içinde nice karmaşık duygular… Sessizliğinde yaşar insan, içten içe yanan bir kömür ateşi gibi. Kimse anlamaz içinde neler olup bittiğini belki ama o yaşamaya devam eder kendi derinliğinde… Bir yaprak kıpırtısının hışırtısını bile hissetmez çoğu zaman en yakınındaki, sadece nefes alıp verişini duyar sessizliğinde…

Oysa ne sesler saklıdır o sessizlikte, ne çığlıklar atar yüreğin her kıpırtısı meydan okurcasına dünyaya, kimse duymaz, bilmez o haykırışın asaletini. Derin denizlerin laciverdine yüzer önce, sonra yorulur çırpınır ama kimse görmez, göremez; o ,yılmaz devam eder sonra daha güçlenip olgunlaşarak çıkıp karaya attığı zafer çığlıkları da bir meltem esintisiyle gizlenir yüreğinin derinlerine.

Her sükut ikrardan olsa, çırpınmazdı derinlerde bir şeyler, sadece susar ve dinlerdi. Dinlerdi ve gömülürdü derinliğine… Hayır, kiminin saatlerce anlattığını anlamayanlardan bu dili anlaması beklenemez tabii… Nasıl ki herkes okunan bir şiirden, dinlenen bir müzikten aynı yorumu çıkaramıyor, aynı hazzı alamıyorsa sessizliğin dilini de anlayamayabilir ya da yanlış anlayabilir. Yalnız aynı dili konuşanlar, birbirini anlayabilir. Hatta bazen aynı dili konuşup anlaşamaz bile insan. Bu da öyle bir dildir ki anlamak için bilek değil yürek ister, ruh ister…

 Ne güzel dile getirmiş usta şair dizelerinde bu dili:

Söylediklerimden çok sustuklarımda saklıyım.
Ve gizlediklerimde gizliyim.
 
Beni anlamak için; Konuştuklarımdan çok,

Sustuklarıma kulak verin. 

Aklım sükutu sever benim. 
Çünkü çok ağır ödeştik biz hayatla.
 
Ben sonu ölüm noktalı yollardan geçtim.
Üç Noktalar Koymaz Bana…

                             Nazım Hikmet RAN

 Saklı suskunlukları, gizli kalanları anlayabilen insanlar, hayatın bize verdiklerini çok iyi anlayabilen, kaybettiklerine hayıflanmak yerine elindekilerin kıymetini bilenlerdir. İçindeki yalnızlığı içinde büyütürken, dışındaki kalabalığı kaybetmeyip kendi yalnızlığında yeşertip yüreklendirenlerdir.

Şu da unutulmamalıdır ki; kendi sükutunda yaşayanlar merak edilen, kendisinden bahsedilen insanlardır hep. Bilinmeyenler her daim merak konusu ve gündemde olan değil midir çağlar boyu? 

Anlaşılmak, doğru zamanda, doğru mekanda ve doğru insanlarca ve sükunetle…

 

Sosyal medyada paylaşın

Yorum Yazın