SULTAN SÜLEYMAN’A KALMADI BU DÜNYA

Elim, bilgisayarın klavyesine gitmek istemiyor artık. Güzel şeyler yazmak istiyor parmaklarım…

Radyoyu açtığımda içime neşe verecek şarkılar duymak; akşam haber bültenlerinde barış, başarı, dostluk-kardeşlik haberleri izlemek istiyorum…

Ama olmuyor… Bir yanımız hep acıyor… İnsanlıktan nasibini alamamış insanlar kaynıyor etrafımızda çünkü. Şöyle kaldırıp kafanızı bir bakın; herkes mutsuz… Herkes umutsuz… Herkes bedbin ve bezgin… Nasıl güzel şeyler yazabilirim ki bu kadar olumsuzluk karşısında!

Mutsuz insanlar, mutsuz evlilikleri, mutsuz evlilikler mutsuz çocukları doğuruyor hayata… Mutsuz çocuklar büyüyüp mutsuz işçi, patron, sporcu, sanatçı, bilim insanı, siyasetçiler oluyorlar. Mutsuz insanlar, mutsuz ülkeleri onlar da mutsuz bir dünyayı doğuruyor hayata.

Neden mutsuz herkes?… Neden düşman birbirine insanlar?… En saf, en temiz duygular kirli, neden?…

Merhamet tükendi, adalet kirletildi, hakkaniyet esir edildi, masumiyet yitirildi… Peki neden; nedir bu hırs, şehvet, bu  bitmez tükenmez rezillik?… Bir sürü genç insan, çoluk çocuk kayıp giderken gözlerimizin önünden, baki mi kalırım sanıyor bu dünyada bazı gafiller; içine düştükleri cehaletin, acziyetin bile farkına varmadan?

Sultan Süleyman’a bile kalmayan bu dünyanın kimseye kalmayacağını hele bir fark etse bu insanlar, kapılıp gittikleri bu hayal dünyasında hükümran olma isteklerini belki biraz olsun dizginlerler o zaman.

Her gün yaşanan koca koca acılar bile ders olamıyor artık insanlara. Başkalarının başına gelen acıların bir gün kendi başlarına gelebileceğini bile düşünemeyen bu insanlar, hele bir gözlerini açıp diğer insanların acılarına da üzülebilmeyi öğrenebilseler belki de değişecek birçok şey. Çok değil daha birkaç gün önce 3,5 yaşında bir çocuk kayboldu. Evinden çıkıp giden minicik bir can… Yüreklerinde güzel duyguları hala taşıyabilen yüzlerce insan seferber oldu bulabilmek, ailesine kavuşturabilmek için o yavruyu. Evet, henüz tamamen bitmemişti insanlık. Halen güzel duygularla el ele verebilen “insan” diyebileceğimiz erdemli insanlar vardı hayatta. Bir umut filizlendi yüreklerde insanlık namına.

Ama tüm bu güzel duygulu insanlara rağmen ne yazık ki cansız bir yüreğin, nefessiz minik bir bedenin acısı düştü bir yuvaya daha… Yitirilen yavrunun acısı daha yeni düşmüşken ocağa, insanlığını yitiren kalpsizler kirli emelleriyle sıvamaya başladılar başka insanların dünyalarını ve çamur atmaya kalktılar, insanların acısının üzerine. Küçücük bir yavrunun üzerinden, küçücük dünyalarında nemalanmaya kalktılar. Aileyi hedef alan çirkin sözlerle gölgelemeye çalıştılar minik bir yavrunun yürek dağlayan acısını. Fazla söze ne hacet söylenebilecek tek cümle; insanların acılarından faydalanmaya çalışanlara yazıklar olsun!…

Din, dil, ırk ne fark eder ölümün acziyeti karşısında? Oysa anlaşılması gereken tek şey; bu dünyadan elbet hepimizin bir gün göçeceği değil midir? Göçüp giderken de ne para ne şan ne şöhret ne mal ne mülkün bizimle gitmeyeceğidir aslolan. Geçen bir cenaze gördüğünde ayağa kalkan Peygamber Efendimize “Efendim bu bir Yahudi cenazesidir” denildiğinde “O bir insandır” diyen bir peygamberin ümmetine yakışıyor mu bu çirkin tavırlar?

Ne diyeyim bilemiyorum; Allah bu insanları, ıslah etsin ve içlerinde yitirdikleri insanlığı, sevgiyi, adaleti, erdemi yeniden yeşertsin. Artık dua etmekten başka yapılabilecek bir şey kalmayan bu insanların düştükleri bu kara cahillikten ve yüreksizlikten bir an evvel kurtulmaları tek tesellimiz olacaktır.

Sosyal medyada paylaşın

Yorum Yazın

error: KOPYALAMA YAPAMAZSINIZ !!