• Genel,  Köşe Yazıları

    SEVGİ

    “Sevgiyi, insanın kendi sevme gücü üretir.”                                                               Erich Fromm Mesele sevmek değil aslında; kime sorsam seviyor zaten… Ama nasıl? Sevmenin de şekli mi olur demeyin. “Hem severim hem döverim.” Sözüyle hemhal olmuş bir millet olarak hâlâ bu bağlamdaki söylemleri tasvip ettiğimiz yalan mı? Oysa  “sevmek ve dövmek” kelimelerini aynı başlık altında yan yana getirmek bir yana; düşünmek bile yanlış. Evet, sevdiğimiz insanlar da hata yapabilir. Neticede insanız hepimiz. Konuşarak anlaşmak dururken, bir uzlaştırıcının yardımına başvurmak dururken, hak, hukuk kavramının timsali yasalar dururken dövmek de nedir? – Herkes sonsuza dek anlaşmak zorunda da değil üstelik “Ayrılık da aşka dair.” demiş şair.- Aslında dövmeyi de geçeli hayli zaman oldu. Artık hayatımızda neredeyse…

  • Genel,  Köşe Yazıları

    SEVDADAN GEÇME FASLINDAYIZ…

      Aşkın, hangi surette gönlümüze düştüğünde değil manasını yitirip yitirmediğindeyim ben… Eksik sayfalar, yarım kalmış hikâyeler, aynı dünyada farklı kafalar… Aşk böyle bir şey; yalnızlıktan, özlemden, yarım kalandan beslenen bir şeydir aşk… Dikkat edin, en güzel aşk hikâyeleri hep, yoksunluktan, eksiklikten, hasretten beslenmiştir bu güne kadar. Mutlu biten bir aşk hikâyesinin devamını yazmaz hiçbir yazar. Acının, özlemin, çilenin bittiği yere kadardır asıl hikâye. Mitolojide aşk tanrısı diye tanıdığımız Eros’un en yakın dostlarına bakın: Pothos(özlem) ve Himeros (arzu)’dur. İstenen ama ulaşılamamış olandır… Kim bilir “evlilik aşkı öldürüyor” derken insanlar belki de bu gizli tılsımın nihayete ermesinden kaynaklanan bir durumu özetlemek istiyordur aslında belki de. Aşk; belki felsefik belki mitolojik belki de…

  • Genel,  Köşe Yazıları

    AŞK

    Aşkın rengiydi o akşam kadının, üzerine giydiği. Kokusunu, gülün kadife yaprağından, rengini alından almıştı. Biraz okyanusun derin mavisinden, biraz dolunaydan ışıltı çaldı gece mavisi gözlerine. Elbisesinin eteklerini havalandıran kavak yelleri, başak rengi saçlarını savurdu sonra. Yüreğine kanat çırpan narin kelebekler, martıların çığlık çığlığa dansını izlerken, heyecanla gök kubbede çınlayan şarkılar söyledi. Kimse bilemedi amber miydi, misk mi etrafa yayılan… İki çılgın ruh arasında, buhurdanlıktan yayılan, önce yüreğe, sonra tene temas eden, kâinatın var oluş sebebi aşktı şimdi ruhları okşayan. Firkatle yüreklere düşen özlem, düşlere temas eden eller gibi körükledi yürekte yanan kor ateşi. Kimi zaman Leyla ila Mecnun, kimi zaman Kerem ile Aslı, kimi zaman da Hüsrev ü Şirin olup…